
Mesaj Sayısı: 9327
Üye No: 12758
Cinsiyet:
Rep : +1091/-63
|
 |
« : 05 Eylül 2008, 11:28:44 Cum » |
|
1
biliyorum sen yine parmak uclarında üşüyorsun. Aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun. Sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta ve cırılcıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda.. Apansız pencerende gülümsüyor güneş ne güzel. Bütün parmakların tıkır tıkır işliyor iştahla gülüyorsun yaşamaktır aşk geceyle gündüzün sesziz gecişimidir bir uyku boyunda. Delice bir yangın parmaklarının buzulunda ah şahrut her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli
2
kaçağım eşkiya aşklar yaşarım durmadan kaşla göz dağla uçurum arası arası konar göçerim sürgünlüğümü yurtlanmaz yerleşil sevdalar sığsın istetrler defnelere küçücük saksılarına yetmezdağ başlarının teslimiyeti istenir ya katlim ya ihanetim bilmezler başka yol olduğunu ben eşkiya yani her yanı pusu gözlerindeki dumanlı dağlara sığınmam bundandır o zaman keyif çatarım silah diye sevdanın doruğuna buzullar erir nehirler yatak değiştirir sevdalarımı ışıklarında yıkarlar sonrada yürekleri seslerinde gürülgürül akarlar çıplak suretleri dağ başlarını resmeder işte o dem iklim değişir hüzün olur yüreğimden gayrısına sır vermediğim doğrudur kaçaklık bu hadi gel şahrudum dağlara gövde verelim göğsüm tahtasının altı o yoksa vuracak hasretin beni bi tenhada yakışırmı bi kaçağa ecel eliyle ölmek...
3
ah koruyabilseydim böylesi zamanlar için eşkiyalığımı çapraz fişekliklere mermi diye sürerdim yalnızlığımı sonrada bir dağ başının pusatında sisin gümüşten yatağına çekerdim, geri kalanımı..
meğer teslim etmişim dürbünlerin uzağı yüreğimi iki çıplak silah gibi üzerime çevrilen bakışını azına sürmüş gözlerini
şimdi böyle çaresiz lall bilmediğim bir dille nasıl konuşur nasıl korurum kendimi yolu yokkk serde eşkiyalık var gelir en yanında kendimi öldürtürüm
deli gönül ahmak gönül bıkmadınmı boşluktan o yar seni terkeyledi uyan deli gönül uyan seni seven terkeyledi nedir kapanmayan yaran
umut bazen işkencedir bitmeyen zalım gecedir yüz çevirmek bitti demek bilemezsin yar nicedir bitti deyip çekip gitmek bilemzsin ne acıdır
susuz güllerin kederiyim bu gece o kadar.. gerisi masal, gerisi leyli lal... dikenleri budanan güllerin kederi...
görecek günlerinmi var ömür dediğin kaç bahar her hayat özgünün sayar uyan deli gönül uyan her hayat özgünün yaşar nedir kapanmayan yaran
umut bazen işkencedir bitmeyen zalım gecedir yüz çevirmek bitti demek bilemezsin yar nicedir bitti deyip çekip gitmek bilemezsin ne acıdır
4
İki ayrı baharın dalıydılar; biri ilk, diğeri sondu ve kan ter içinde bir yaz aralarında duruyordu. Bahara yenildiler. Şahrud taptazeydi. Filizdi. Yüreği güneşi içec irsin rengarenk gülümseyen yeryüzüydü... Seyduna ölüme ölümüne yakındı. Çınardı. Şahrud`un giyindiğini soyunuyordu ve gelinsi dalları soyundukça çıplaklığından utanıyordu. Solan yüreğiyle her seher güne biraz daha sarı duruyor ve biliyordu: ten soğuması çoğu kez elinde ak keteniyle vaktinden önce geliyordu. Seyduna`yla Şahrud`un tek ve bütün bağları ayrılıkları da olan mevsimin en uzak uçlarına tutunmalarıydı. Mevsim haziran sonunda kendini yakınca koptular. Artık birbirlerinin kışında bile yoktular...
5
bi kez kınından çekilmişti ayrılık yanacaktı ten, yanacaktı su, yanacaktı dil bu ağulu hançerin önüne geçilemez di, geçileme di yinelendi acı, seydunanın bir avuç kalan, ufalanan bedeninde ardından gidemedi, çöldü geçitsizdi ayrılık o çölü geçemedi, kaldı artık içine gömdüğü, gün yüzü göstermediği sözlerdi şahrud başladı upuzun susmalar, bakışlarında aldı çölü, bastı sustuğu yerine kaç sevda çadır kurup sökmüştü teninden yüreğinin ufalması birazda bu göçerlerden adının anlamını aramadın akarsu yazgılım adınla kalsaydın, belki de benim olurdun öyle bakma gözlerinin şafağı iniyor, yüzümün alacasına tılsımdım her dem, yüreğimin pususunda yitip giden bense korku hançerimi suyunda biliyem susalım ayrılıklar uyuyor sinemde, uyarmayalım yüreğimiz sıyırmaz
azını verenle yola çıkılmazdı , ay'dın sende yiğit hançelerce akan gözyaşları benimle saklımda saklı git, bırak bakışlarım şaşkın ve rehin kalsın akıp gidişinde görünce seydunanın gözlerini sıra dağlar çözdü kollarını öptü şahrud'un yaralı bakışlarından dudakları seyirip çürüdü içine ağlamaktı, içinde ölene ağlamaktı şahrud bu son öpüşle tamamlandı seyduna'nın yüzüne başını kaldırıp bakmadı seyduna bir yerlerde kalan bir sır arar gibi bakındı ya da ruhunu, yoktu ikisinden yapılma zaman bile yok olmuş yetim öykü tamamlanmıştı izler silindi destandan, kendini mühürledi ve destan bir daha yitik öykü satmayacaktı
6
bozkır suları gibi yoksul; ancak bahtlı doğdum, özge sularla karıştım, araz oldum vermenin yurduydum, yeşildim, ığdır'dım.... karışan yanlarımı gurbet yüzlerde çiçeğe durmuş buldum. koklaştık; el verdik, türkülendik, yola çıktık. meğer ne de güzel insanlardık. yaşamları türkülerimize öyküleyip kardık ve hep güzeli aradık. yine de her birimiz acılar, ayrılıklar önünde sınanan sabırdık. bu hayat ırmağında yola çıktığımız yoldaşlardan kimilerini yolumuzdan ayırdık, meğer içi çürük cevizlermiş. su yüzüne, sonra da kıyıya vurdular. türkülerce arındık. çünkü artık sarihtik; parmak uçlarımızla hayatı görecek denli mahir.... su damlası sesleriyle yürekleri getiren yeni nefes ustaları katıldılar kervanımıza. bir olduk! harlı türkülerimizi üfleyerek söyledik. yalundan şaşmayan bir karınca ordusu gibi.......
7
Ey göç kız git ! Toprağının buğday yüzüyle tanış,tanısına kulak ver. O toprakta masal uyur, Destan yaratanda büyür. Çürümesede civan ölenler ,her çocuk yazgılıdır, Erken büyür,ecelsiz ölür. Fırat neden asidir,anla. Küskün Dicle'de yüreğini yıka ,yüzü gülsün. Dağlarında soluklan. İnceden bir tütün sar çaya sevdalı , Kaçak olsun. Hudut boylarını sarhoş otlarla çiğne, Kekik kokulu eşkiya yele sırdaş ol. Sonra da,Harranda da yüzünü güneşe dön! Yazgını ağartan ışıkla yükle heybeni , Newroz la gel. Heybendeki ışık bahtın olsun. Mevsim kışa dönende ,göçler yola düşende , Kirpik göze süzende gözleri göç alırım, Göç gözlü göçer kız Bakışları hançer kız Yurdu yuvası yasaklım, Sürgünlükten naçar kız, Çadır kurarod yakarım Külümden karlar saklarım, Göğsümde uçları açık yaralar bırakırım, Göçgözlü göçer kız Sürgün bölük börçük kız Yurdu yüreği talanlım, Sürgünlükten beter kız..
8
seni görmeye geldim çocukluyum, korkum, arsız sevincim utangaç küfrüm, arızalı sevişmelerim neredeysen çık ortaya kara yeller eser olmuş yerinde talan bağdaş kurmuş esmer derinde nerede sarkık bıyıkları tütün nakışlı oğulların can havlinin yangını lice`m muska diye boynumda taşıdığım inancım seni böyle lâl, mühürlenmiş mi görecektim a diyarbakır`ımın zindanına gün düşürenim zılgıtını üç ocak gibi anlında yakan tütün yüzlü kızların nerede kırık yıkık dönüyorum utanarak yanarak ve acısını getirdi lice`sinden sapsarı acısını redifim, ustam, ortağım, çırağım gümüşî bir tabakada saklayarak bense kurt kızlarının parmaklarını sarıyorum ipince dumanını ciğerime bırakarak yakılan lice`nin küllerini yüreğime damıtarak
9
yitik öyküdür tarihten iki ayri cografyaya damlayan ıki ayri yürekte durmadan kanayan seyduna’yla sahrud yüreklerin akarken biraktigi izi birbirlerinin gözlerinde aradilar. yoktu. ıki iklim farkiydilar ne zaman göz göze degseler yangin çikmayacak denli uzaktilar. yalnizca aynalarin dökülen sirrina yansirdi üçüncü bir kente düsmüs suretleri
sahrud gökyüzü geliniydi. yüzüne bulut inse dolardi masal gözleri. bir solukluk rüzgarda bile usul usul kanardi gelincik bedeni.
seyduna yeryüzü cehennemi. ölüm, çagrili uçurumlarda sinardi sevdasini yalniz ufuk çizgisinde bulusurlardi, onu da günes günde iki kez atese verirdi.
ıki iklim ayrildilar. “ya sahrud!” dedi seyduna “gözlerime mermi diye sevdani sürdüm. ardina bakma, gözyasimla vurulursun. su gibi git.”
sahrud’un yüzüne keder mayin gibi durdu. ve zaman gözlerinin su yesilinde kuruldu. hüzün bir buda heykeli gibi çirilçiplak, yüzlerine oturdu.
rivayet odur ki, sahrud vardigi denizlerde hala seyduna türküleriyle uyanmakta, seyduna, sahrud’un gözlerinden kalan masalla yaslanmakta.)
10
'nasıl da inceden işleyen bir sızıdır bu zulümlü gece oysa daha dün simsiyah bir gül görkemiydi yüzün seher sabahını sırtlardı dağ başı omuzların bakışların süzülürdü gözlerinin buğulu şafağında ne de alazdı çiğ düşmüş dudaklarının açılışı çatılan gövdelerimiz tutuşur, karanlığı yakardık neylersem rakının dünkü tadı yok mumla dudanın kızılı yanmıyor unutulmak en büyük kötülüktür hunharca öldürüyor adamı ahhh!..yıldızlarda orda kaldı gözlerinde doğan yıldızlar düşlerimin gök mavisi karardı körüm kör gelde senden kalanları gör yapraklarını bile tutamayan güz dalları ellerim''
yağmurun sesi kırılır etimde canımın yangını sönmez içinde acılardan geriye neyim kaldıysa yüklendim gidiyorum bir bilinmeyene
vurmuşum sokaklara çırılçıplak sulara alaz dilli rüzgarlara karanlık kanlı uykulara
ellerim diyorum, temmuz ayı üşürse böyle kalırsa karanlıkta bir başına sarılırsa birbirine korkudan senin eserindir zaman sakalını uzatıyor yüzünde, kırlaşarak iştahını etinde biliyor yalnızlık karanlık üstüme üstüme geliyor yüreğinde göç sesleri bir göç niye kabuk bağlamaz kanar ha kanar ahhh!..gövdemde biriken yağmurlar vaktidir, serseri sular gibi yalın ayak sokaklara düşmenin vakti'
serserinin biriyim ne ölü ne diriyim bir yarada sen yükle öyle çekip gideyim
benden sana yar olmaz acıdan diyar olmaz yüreği göç verende sevdalara yar kalmaz
11
seyduna dağlar hanı gönüllerde kelamı cenneti yer yüzüne indirmektir muradı
dosluklar yeter bana hasretim ben insana dünya malına tokum açım güzel insana
ey sahrud ey hayat veren ırmak sen ki bir mene akmayı bitmedin ey yarı ömrümde açan ilkbahar sen ki bir gülümü mene dermedin ölümüm olur salınıp da gidişin kirpiğin gazar kabrimi ay sahrud ellerin diker ellerin son söküğüm susuşum olursun susarım da ay şahrud kederim şahrud hederim şahrud doymadan sene giderim şahrud kederim sahrud hederim şahrud doymadan acına giderim şahrud ey dağa taşa ses veren ya şahrud bir men miyim yadlara düşmeyen can hani sendin aşklara nefes şahrud men değil sen ol odlara düşmeyen can avuç avuç bakışlarınla ya şahrud kapanır ömrüm üzeri kapanır gözlerin gömer sesimi nefesimi susuşum olursun susarım da ay şahrud
12
yangın yangın bakışların saçların rüzgar rüzgar savur alevini yansın gözlerine konan turnalar savur alevini yansın, gözlerine düşen damlalar
sen hiç mi bahar görmedin yüreğin aşka sermedin beni kovsan gitmem derdin yaban kokusuz yalancı...
şehirde eskimiz yandı, gittin deva bulmam gözlerime ,değdin şimdi kup kuru çöl gibi sözlerin yaban kokusuz yalancı
'sana geldim sana sende yeryüzüdür gövde bulan ey suların sonsuzluğu bakışlarım demir atsın gözlerinin limanına fırtınalar yorgun yüreğim; sana bütün sabahlarım sesinde ağarsın keder tırmanmasın yüzüme bir daha sarmaşık gibi.. öpüşlerin damlasın, çöl dudaklarıma biliyorum yüreğin, durgun sudur dindiğim korku kıyılarımı sildiğim sana geldim, sustum ve yumdum iki damla ateş düşürdüğün gözlerime al uslandır korsan bedenimi gece kanat çırpsın parmaklarında birbirimizden kaçıracak yerimiz kalamasın birleşsin yağmur soyunuğu ellerimiz bırak öpüşlerim ağzını kapatsın uzun uzadıya susarak kalalım birbirimizde, sabaha söyleyecek söz bırakmayalım köpekler gibi havlayan acılarımız sussun sevda çözmesin kendini bizden sularca gülüşelim yüreğin alıkoysun gitmelerimi sana geldim sana'
en kaynar su bile olsan ateşimi söndürürdün yüreğine bir sorabilseydin bu zulumü bitirirdin...
yangına el konanın umutları fot olur bir ömür yangınsızda yanar yanar kül olur
Tunay Bozyiğit
|