Fox
Successfull
2 Kalp

Mesaj Sayısı: 2394
Üye No: 1
Cinsiyet:
Rep : +1620/-123
Pano: ?+! = ½
|
3 - Osman Paşa'nın Zayçar'ı Zaptetmesi
Osman Paşa ,bu gelişmeler üzerine Zayçar'ı zapta karar vererek Timok Nehri'nin sağ sahilindeki istihkamlar üzerine hücum etmiştir.Leşayanin ise,ric'at hattının kesileceğinden korkarak ,nehrin sağ sahilindeki istihkamların boşaltılmasını ve sol sahile ric'at edilmesi emrini vermiş,fakat neticede perişan bir vaziyette ric'at olunmuş ve birçok top ve bir sancak Osman Paşa ordusu eline geçmiştir.
Osman Paşa ,Leşayanin'i Timok Nehri'nin diğer sahilinde rahat bırakmayarak,ayın 5.ve 7.günlerinde nehri geçmek istiyormuş gibi nümayişler icra etmiştir.Timok havzasının kuzey tarafındaki Sırp mevzilerini de rahatsız etmişse de,asıl ordu o tarihte henüz Sırbistan içerisine pek ilerlememiş olduğundan ve yalnız başına da bu tür bir harekette bulunmayı tehlikeli bulduğundan 3 Temuz 'daki başarısından gerektiği şekilde faydalanamamıştır.
Leşayanin,aldığı emir üzerine,12 Temuz'da Zayçar'dan Veliki Izvor üzerine saldırmışsa da bu defa da başarılı olamamıştır.
Osman Paşa,Leşayanini ric'ate mecbur kılınca,ertesi günü kendisi taarruza geçmiş,fakat havanın pek müsait olmaması nedeni ile başarı gösterememiştir....
Osman Paşa 28 Temuz'da ,Leşayanin'in Veliki Izvor'daki ileri karakollarını tamamen Zayçar'a ric'ate mecbur etmiş,Laşayanin'in Zayçar'daki askerleri tekrar Timok Nehri'nin sol sahiline çekilmeye mecbur kalmışlardı.Osman Paşa ,4 Ağustos günü büyük bir kuvvetle nehre yaklaşmış ve yerleştirmiş olduğu toplarla o gece şehri top ateşine tutmuş,ertesi gün daha yakından devam edilmiştir.
Osman Paşa ,Sırpların hiç beklemediği bir sırada ,yaptığı ani bir hücumla hem stratejik önem taşıyan Izvor Tepelerini almış ve hem de Rus generallerinin komuta ettiği Sırp ordusunu perişan etmiş ve bu başarısı ile Sırpların üç kıt'a toplarını ve çok miktarda da silahlarını ele geçirmişti.Her hücumunda galibiyet elde eden Osman Paşa,iki ay kadar bu cephede Sırplarla çarpışmış ve Timok Nehri'ni de,nehrin sularının çekildiği bir sırada ani olarak geçmişti.
Bu başarıdan sonra artık hedef Zayçar kasabasıydı.Osman Paşa şehri kuşatmaya almış,fakat Timok Nehri'ni geçebimek için,gerekli edevatın olmaması nedeni ile,harcadığı zaman zarfında Sırplar Zayçar mevkii ve istihkamlarını bırakmış ve kasabayı tahliye etmişlerdi.Dolayısı ile Osman Paşa Zayçar'ı hiçbir mukavemet görmeden zaptetmişti.
Osman Paşa 6 Ağustos günü Zayçar'a girdi.7 Ağustos'da ise Sırbistan'ın doğu sınırı ve Timok havzasında Zayçar ve Kinzavaç noktalarını tamamen Osmanlı ordusunun eline geçti.Osman Paşa,burada hazırlattırmış olduğu istihkamlardan hareketle düşmana karsşı yaptığı iki saldırıda büyük başarılar alde etmiştir.Osman Paşa'nın asıl şöhreti,işte burada elde etmiş olduğu zaferlerle başlamıştır.Göstermiş olduğu bu başarı üzerine kendisine ikinci rütbe Mecidiye nişanı ile 1876 yılında Mareşallik rütbesi verilmiştir.Müşırlik rütbesinin verildiğini bildiren telgraf şöyledir:
"-Vidin Kumandanı Osman Paşa Hazretlerine Tahrirat-i Müşiri (suret)
"Uhde-i irtihal-i devletlerine ihsan buyurulan müşirlik manşur-ı alisi ma'iyyet-i seniyye-i şahane yaverlerinden miralay izzetlu Hüseyin Bey'e tevdi'an savb-ı valay-ı düstur ile imtisal kılınmış ve menşur-ı ali-i mezkurun aidat-ı resmiyye-i teşrifatiyyesi olan üç yüz altunun zat-ı alilerine mahsus olmak üzere yüz elli altuna tanzili dahi muktezay-ı irade-i seniyye-i padişahiden olup başka bir şey verilmesi marzı olmayacağı derkar bulunmuş olmaklar olbabda. 25 Zilhicce 93/29 Aralık 1876 Mahmud Celaleddin"
Terfisi geldiği zaman Osman paşa ağlamış ve kolordunun Kurmay Başkanı Tahir Paşa'ya,"Tahir,bizi müşir yaptılar,fakat ben bir şey yapmadım",deyince Tahir Paşa,"Öyle demeyin Paşa hazretleri,yarın tarih isminizi iftiharlayazacaktır", cevabını vermiştir.
Yukarıda,çeşitli kaynaklardan faydalanarak sunmaya çalıştığımız Sırp harbini Osman Paşa ise şu şekilde anltmaktadır:
"Vidin'e gidince tümenin zapt u raptı,eğitimi,eksikliklrinin tamamlanması ile uğraştım,birliği seferber hale getirdim ve 1292/1876 Sırbistan sınırına bir buçuk saat uzaklıkta ılan Adliye kasabası sahrasında yığınağımı yaparak,sınırı geçmek üzere planlarımı yaptım ve savaş emrini bekledim."
"Bir gün öğleden bir buçuk saat sonra,savaşın ilan olunduğuna dair almış olduğum telgraf üzerine sesi işitilen ve kendisi görülmeyen şimşek gibi,sınır aşıp,savaşa atıldım ve Izovuz Tepeleri'ni zaptettim.Gereken yerlere karakollar koydum,avcı siperleri kazdırdım.Şafakla hücuma kalkmak için kolları düzenldim,sabahı bekledim,zamanı gelince Izovuz kasabasına üç koldan saldırdım.Düşman birçok telefat verdi ve Timok Suyu'nun öbür tarafına geçerek önceden hazırladığı istihkamlara çekildi;bir kısmı da Zayçar'daki ordularına katıldı.
"Biz de ,Izovuz Tepeleri'ne ordugahımızı kurduk,istihkamlar ve avcı siperleri kazdık;keşiflerimize devam ettik.Timok Suyu üzerine köprü kurmak için hazırlanırken,hergün ufak tefek çarpışmalar olmakla kalmamış,iki defa da gayet kanlı savaşlar olmuştu.Bu çatışmalarda Sırplar birçok telefat,üç top,külliyrtli tüfek bırakıp bozularak dönmüşlerdi;galibiyet her seferinde bizde kalıyordu.
"Biz iki ay Izovuz Tepeleri'nde kalıp kuvvetimize daha da kuvvet ekledik.Timok Suyu'nun da suları çekilmiş olduğundan,hücuma kalkmadan bir gün önce,Sırplar köprü takımlarını Timok Suyu'nun kenarına götürdüğümüzü gördüler,savaştan gözleri yıldı ve bu korku ile Zayçarı bırakarak kaçtılar;Zayçar'ı savaşsız ele geçirdik.Derhal gereken yerleri tahkim ettik ,ara sıra keşif taaruzları yaptık,bir iki defa da kanlı çarpışmalara tutuştuğumuz Sırplar,külliyetli telefat verdiler ve bozularak döndüler.Bu savaşların mükafaatı olarak ikinci rütbe Mecid Nişan'ı aldım ve rütbem 1292/1876 yılında Müşirliğe/Mareşalliğe yükseltildi.Sırplarla barış yapıldıktan sonra,maiyyetimle Vidin'e döndüm,askerlerimin eksikliklerini tamamlamak,eğitimi ve disiplini ile uğraşmaya başladım"
4 - Sırplarla Geçici Bir Mütareke Akdolunması ve Sonrası
Osman Paşa'nın hedefi Belgrad şehrini zaptetmekti.Fakat ordusu ile büyük bir hücuma kalkacağı sırada muharebenin durdurulması için İstanbul'dan emir gelmiştir.
Rus generalleri tarafından komuta edilen Sırp ordusu yenilince,Rusların müdahalesi ve Avrupa Devletler'nin araya girmeleri ile,Osmanlı ordusu Sırp sınırları dahilinde daha fazla ilerleyememiş ,ateş kesmek zorunda kalmıştır.Avrupa devletleri Balkan problemini konferanslar yolu ile halle gayret etmişlerse de başarılı olamamışlardır.Balkan devletlerinin ağır şartlar ileri sürmeleri üzerine Osmanlı Devleti bunları reddetmiştir.
Çar'ın müsaadesi ile ,Sırbistan ordusunda görev yapan Rus Generali Çernayef'in de mağlubiyete uğraması üzerine,Prens Milan'ın müracaatı ile üç haftalık bir mütakere sonucu Osman Paşa Vidin'e dönmüş,eksikliklerini tamamlamaya ,askerlerinin eğitim ve disiplini ile uğraşmaya başlamıştır.Bu sırada Osman Paşa 'nın komutası altındaki kuvvet kolordu derecesine çıkarılmıştır.Osman Paşa bazı mühim gelişmeler ve bir Rus müdahelesini umduğundan,Vidin kalesinin istihkamlarını tamir ettirip 500 top alabilecek bir duruma sokmuştur.
Osmanlı Devleti,Avrupa Devletleri'nin Şark meselesi karşısında tam bir fikir birlği halinde olmamalarından ve özellikle İngiltere'nin,Balkanlar'daki etkinliklerini artımak ve boğazların kullanılmasında kendilerine kolaylık sağlamak şeklindeki politikasından ve Rusya'ya karşı duyduğu nefret ve düşmanlıktan da faydalanarak,3 Ekim'de Sırbistan ile tekrar harbe başlamıştır.29 Ekim'de ise,Çernayef'in tamamen mağlup edilmesi ile Sırp ordusu perişan olmuş ve Belgrad yolu açılmıştır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
Etiketler :
Osmanlı Imparatorluğu Önemli Olaylar, Paylaşım, Oyun, Osmanlı Imparatorluğu Önemli Olaylar, Film, Eğlence, Osmanlı Imparatorluğu Önemli Olaylar, Dizi, komik, Osmanlı Imparatorluğu Önemli Olaylar
|
| Yanıtla #15 |
« : 29 Mayıs 2006, 18:52:57 Pzt » | |
Fox
Successfull
2 Kalp

Mesaj Sayısı: 2394
Üye No: 1
Cinsiyet:
Rep : +1620/-123
Pano: ?+! = ½
|
5 - Rusların Savaşa Müdahelesi
29 Ekim 'deki büyük maülübiyet üzerine Prens Milan,Çar'a bir telgraf çekerek,"Sırbistan'ı bir Allah,bir de siz kurtarabilirsiniz",diyerek Rusya'dan askeri yardım talebinde bulunmuştur.
Çar'dan gelen talimat üzerine Rus elçisi Ignatiev,Babiali'ye bir ultimatom vererek ,Sırbistan ile kırk sekiz saat içerisinde kayıtsız şartsız bir mütareke akd olunmasını ve Osmanlı kuvvetlerine askeri hareketlerini hemen durdurmaları emri verilmesini,aksi halde Rusya'nın Osmanlı Devleti ile siyasi münasebetlerini keseceğini bidirmiş ve harp hazırlıklarına başlamıştır.
6 - İstanbul'da Sulh Konferansının Toplanması
Müttefiksiz bir durumda olan Osmanlı Devleti ,çaresiz bu ültimatomu kabul etmiştir.Bunun üzerine İstanbul'da bir sulh konferansının toplanması karara bağlanmıştır.
Türk temsilcileri ile büyük Avrupa Devletleri'nin katıldığı bu konferansta Osmanlı Devleti'ne harbin mağlubuymuş gibi benimsetilmeye çalışılan ağır şartlar reddolunmuş,şartlar bir parça yumuşatılmışsa da,Türk tarafları bunları kabule selahitleri olmadığını belirtmişlerdir.Neticede konferans bir sonuca varmadan dağılmış.
7 - Müzakerelerin Sona Ermesi ve Rusların Harb Hazırlığı
Rusya ,Barış Konferansı'nın dağılması üzerine süratle harb hazırlığına çalışırken.İngiltere,Şark meselesini son bir defa görüşmek üzere,Londra'da bir konferans toplanmasına Rusya'yı ve diğer Avrupa devletlerini ikna etmiş,toplanan bu konferansta,3 Mart 1877 tarihinde meşhur Londra Protokolü imzalanarak Osmanlı Devleti'ne tebliği olunmuştur.İmzalanan bu protokol ,İstanbul Konferansı kararlarını bir nebze hafifletmekle birlikte,Osmanlı Devletinin hükümranlık haklarını ihlal eder mahiyette oması,yabancı elçilere iç işlerine karışma hakkı tanuması ve Paris Muahedesi'ne tamamen aykırı bulunması dolayısı ile tekrar reddolunmuştur.
Bu gelişmeler,Rusların 24 Nisan 1877 yılında Osmanlı Devleti'ne harb ilan etmesine sebep sayılmıştır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
| Yanıtla #16 |
« : 29 Mayıs 2006, 18:53:21 Pzt » | |
Fox
Successfull
2 Kalp

Mesaj Sayısı: 2394
Üye No: 1
Cinsiyet:
Rep : +1620/-123
Pano: ?+! = ½
|
Preveze Deniz Savaşı 1538
Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa, 1538 yılının kış ve bahar aylarını, Kanuni'nin emriyle İstanbul'da kalarak yeni bir donanmanın inşası hazırlıklarıyla geçirmişti.
O sırada Almanya imparatorluğu İspanya krallığı ile Papa ve Venedik hükümetleri, harp halinde bulundukları Osmanlı devletine karşı bir antlaşma yapmış bulunuyorlardı.
7 haziran 1538'de Barbaros, kırk parça kadırga ile 2. Adalar seferine çıkmak zorunda kalmıştı. Sefer zamanı geldiğinde; padişah emriyle vezirlerin kendi keselerinden inşa ettirmekte oldukları 100 gemiden sadece onu tamamlanmış geri kalan doksan tanesi henüz bitirilememişti. Barbaros bu gemiler bitirilmedikçe denize çıkmak niyetinde değildi. Fakat Salih Reis komutasındaki 20 geminin muhafazasında Mısır'dan getirilmekte olan Hint hazinesini ele geçirmek isteyen Andrea Doria'nın 40 kadırga ile Girit sularına geldiği haber alınmıştı.
Bunun üzerine Hayreddin Paşa, kırk gemilik filosuna üç bin tüfek endaz yeniçeri ile ümeradan Kocaeli Sancakbeyi Ali, Teke Sancakbeyi Hürrem, Sayda Sancakbeyi Ali ve Alaiye Sancakbeyi Mustafa beyleri, cümle askerleriyle beraber alarak İstanbul'dan ayrıldı. Barbaros'un denize açıldığını haber alan Andrea Doria, derhal o sulardan ayrılarak İtalya sahillerine gitmişti.
Türk gemileri evvela İmroz adasına gitmiş ve evvelce orada batmış olan bir gemiden çıkarılan on yedi topla gemiler takviye edilmişti. Buradan Sporad adalarına yelken açılmış ve ilk olarak Avrupa korsanlarına yataklık eden Skiatos adası zapt olunmuştu. İstanbul'da inşası biten 90 gemi ile Hint hazinesini İstanbul'a teslim eden Salih Reis komutasındaki yirmi kadırga bu adaya gelerek Barbaros'a katıldılar.
Bu sulardaki diğer adalar da teker teker düşmandan temizlendi ve yedi gemi dolusu ganimet ve esir İstanbul'a gönderildi.
Daha sonra Girit adası, yedi gün süreyle her tarafından vurulmuş, karaya çıkan Türk denizcileri adanın içlerine kadar sarkarak bir kısım kaleleri zaptetmişti. Bu harekat sonunda alınan çok miktardaki ganimet ve on beş bin esir de İstanbul'a yollandı.
Buradan Rodos istikametinde bulunan Kerpe adasına gidilerek bu ada ve Kaşot adacığı zapt edildi. Daha sonra İstanköy adasına gelindi, oradan Eğriboz'a gidilerek adaların korunmasına memur edilen Salih bey komutasındaki filo ile birleşildi.
Beş ay içinde yirmi beş ada zapt eden ve Venedik'in Ege deniziyle alakasını tamamen kesen Barbaros'un bu son seferi üzerine; Papa III.Paul'ün teşvikiyle uzun zamandan beri hazırlanmakta olan Haçlılar donanmasının teşkili ve Türk donanmasına karşı çıkarılması işi çabuklaştırıldı.
Barbaros, İstanköy adasındayken, Haçlıların hazırlıklarını tamamladıklarına dair bazı haberler almış ve Eğriboz adasına geldiği zaman Andrea Doria komutasındaki muazzam bir Haçlılar donanmasının 22 eylülde Korfu adasında toplandığını ve oradan Preveze'ye taarruz ederek kaleyi kuşattığını öğrenmişti.
Bunun üzerine bir gönüllü filosunu Turgut Reis'in komutasında keşif için öncü göndererek kendisi de donanmasıyla arkadan yola çıktı.
Türk donanması 23 eylülde Preveze'ye gelerek Arta körfezine girmiş ve harekete hazır bir durumda demirlemiş bulunuyordu. Barbaros kaleyi hemen tamir ve tahkim ettirmeye başladı. 25 eylülde Andrea Doria komutasındaki haçlı donanması da Preveze önlerine gelmiş ve körfez ağzının iki mil kadar açığında mevki almıştı.
Haçlı donanması her bakımdan çok üstün durumda bulunuyordu. İspanya - Portekiz krallıkları 80 kalyon, Venedik cumhuriyeti 10 kalyon ve 70 kadırga, Papalık hükümeti 36 kadırga, Saint-Jean şövalyeleri 10 kadırga, Cenova hükümeti 1 kalyon, 52 kadırga ve diğer bazı Hıristiyan hükümetleri 49 kalyon vermişti ki hepsi 308 gemi tutuyor, bu miktar 300 parça yük ve taşıt gemisiyle 608'i buluyordu. Bu gemilerden 15-20 kadarı karaka denilen çok büyük tekneler olup, 2000 personeli bulunmaktaydı. Düşmanın 2500-2594 topu ve 60.000 kadar askeri vardı.
Buna karşılık Türk donanması 122 parça kadırga ve firkate sınıfı gemilerden kurulmuştu. 366 top ve 3.000 yeniçeri ile beraber 8.000 cenkçi taşıyordu.
Ne tuhaf bir tesadüftür ki; aynı sularda M.Ö. 2 eylül 31'de, o çağların en büyük deniz savaşı olan Actium cengi yapılmış ve 32 yaşındaki müstakbel imparator Octavianus, Antonius'la Kleopatra'nın donanmasını yenmişti.
Barbaros donanmasının ileri gelen komutanlarıyla kendi gemisinde bir harp meclisi kurdu. Bu toplantıda, komutanlarının karaya asker ve top çıkarılması hususundaki isteklerini önce uygun bulmadı, fakat düşmanın gece preveze boğazından içeri girmek istediğini haber alınca, sahile bazı toplar koydurttu. Ayrıca gönüllü alayından Murat, Turgut, Güzelce Mehmet, Sadık ve bazı reisler birkaç parça gemiyle körfez dışına çıkarak düşmanı ürkütmüşlerdi.
27 eylülde birkaç yürük düşman kadırgası Preveze boğazına gelip donanmamız cihetine toplar atarak nümayişte bulununca, Barbaros, Preveze boğazından çıkıp, Haçlı donanmasına meydan okumuştu. Donanmamız, tabıl ve nakkareler çalınarak dışarı çıkıp, altı mil açıldıktan sonra savaş nizamına girmiş ve hilal şeklinde bir dizi teşkil eden bütün gemiler, başlarında bulunan üçer topu ateşleyerek düşmana saldırmıştı. Saldırının şaşkınlığıyla Andrea Doria yanlış manevra yapmış ve donanmasını pek müşkül bir duruma sokmuştu. Barbaros, bundan hemen faydalanarak 40 gemilik bir filoyu ileri sürüp, Haçlı donanmasını ikiye bölmek istemiş, bu pek tehlikeli durum üzerine, Doria donanmasına ricat emri vermiş ve düşman Korfu istikametine çekilmişti. Karanlık bastığı cihetle düşman izlenememiş, Türk donanması da Arta körfezi dışarısında ve Preveze önlerinde mevki almıştı.
O gece Barbaros'un başkanlığında toplanan harp meclisi, düşmanın ezici üstünlüğüne rağmen, savaşa zorlanıp, kesin bir sonucun alınmasına kara veriyordu.
Türk donanması gece yarısından sonra hareket ederek, Paksos adası önlerine geldiği zaman, keşif gemileri Aya Mavri adasının güneyindeki incir limanında (Porto Figo) düşman donanmasının direklerinin görüldüğünü bildirdi.
Günün ilk ışıkları etrafı aydınlatırken, Haçlı donanması, Türklerin gelmekte olduğunu görmüş, Hayreddin Paşa'nın üstün cüret ve cesareti Doria'yı şaşırtmıştı. Derhal kurulan harp meclisinde, Doria bir hücuma taraf olmadığı halde, filo komutanlarının söz dinlememeleri üzerine harbi kabule mecbur kalarak, donanmasını Preveze üzerine harekete geçirdi.
Bu sırada Türk donanması sahil tarafında bir dizi halinde ilerliyor ve gittikçe düşman donanmasına doğru gelmeye başlayarak bir gün evvelki gibi hilal şeklindeki savaş nizamına girmiş bulunuyordu. Donanmamızın savaş hattı üç filodan meydana gelmişti. Ortadaki filoya Barbaros komuta ediyor, öz oğlu Hasan ve manevi evladı diğer Hasan Reisler bu filoda bulunuyordu. Sağdaki filo, Kazdağlı Salih Reis'in, soldaki ise devrin büyük coğrafya ve matematik bilginlerinden Seydi Ali Reis'in komutasındaydı. Hilal şeklindeki savaş nizamının arka tarafında bulunan gönüllü filosuna Turgut Reis komuta ediyor, Murat, Güzelce Mehmet ve Sadık Reis'ler de bu filoda bulunuyordu.
Düşman donanması borda nizamında olup, gemiler büyüklüklerine göre birbirinin arkasında üç kat halinde yer almışlardı. Bu hattın ilki kalyonlarla karakalardan, ikincisi kadırgalardan ve üçüncüsü de küçük gemilerden meydana geliyordu. Bu duruma nazaran öndeki kalyon ve karakalardan kurulu ağır filo,bir nevi siper görevi görüyor, Doria ikinci hattı teşkil eden kadırgalar filosunun başında bulunuyordu.
Haçlı donanmasındaki İspanya - Portekiz kalyonlarına Franco Doria, Venedik kalyonlarına Alessandro Condalmiero, Venedik kadırgalarına Vincenzo Capello ve Papalık filosuna Aquilea Patriği Marco Grimani komuta ediyordu. Amiral gemisinde kara kuvvetleri komutanı general Fernando de Gonzaga da bulunmaktaydı.
Preveze açıklarında iki taraf donanması kendi savaş nizamları içinde birbirlerine yaklaşırken, cenuptan esen çok sert rüzgar, aleyhimize idi. Bu sebeple donanmamızın moralinin sarsıldığını gören Barbaros iki ayet yazdırıp gemisinin iki tarafına bıraktırmış ve az sonra rüzgarın dindiği görülmüştü. Katip Çelebi Barbaros'un bu davranışını şöyle anlatmaktadır: "...Derhal Paşayı gazi iki ayet yazıp gemisinin iki tarafına bırakdıkda, rüzgar sakin olup barçalar hareketten kaldı. Kıssadan hisse budur ki, serdar olan namdarlar yalnız esbab-ı cismaniyyeye itimad itmeyüp kaadir oldukları kadar esbab-ı ruhaniyyeye dahi riayet ve itibar eylemek lazımdır."
Rüzgarın kesilmesi düşmanın ağır gemilerini hareketsiz bırakınca Doria, öndeki büyük gemilerden şiddetli bir top ateşi açtırmıştı. Fakat kalyonlardaki büyük topların menzili kısa olduğundan, bütün mermiler denize düşüyordu. Barbaros da hücum emri vermiş, Türk gemileri, boru, nakkare ve nefir sedaları ve askerin "Allah Allah" avazeleri arasında heybetle ilerlemeye başlamıştı. Hafif gemilerimizdeki top menzilleri daha uzun olduğundan, bu menzil mesafesine varılıp ateş açılacağı sırada ileri çıkan bir düşman kalyonu püskürtülmüş ve Türk toplarının menzil üstünlüğünden istifade edilerek düşmanın ön hattaki ağır gemileri tahrip edilmeye başlanmıştı. Bu durum üzerine, Doria ile Venedik amirali Capello ikinci hattaki kadırgalarını harekete geçirerek Türk donanmasını iki ateş arasına almak istemişler, fakat şiddetli ateşimiz ve bu esnada Turgut Reis'in bir çevirme hareketi karşısında ricata mecbur olmuşlardı.
Savaşın bu en şiddetli anında ortalığın duman ve ateşle görünmez hale gelmesinden faydalanmak isteyen Doria, birkaç defa Türk donanmasına iki ateş arasın almak için manevralar yapmaya çalışmış, fakat her seferinde Barbaros'un pek mahirane mukabil manevraları ile karşılaşmıştı. Birkaç saat süren şiddetli bir savaştan sonra düşmanın ön hattaki kalyon ve karakaları tamamen tahrip edilmiş ve Barbaros meşhur yarma hareketi için emir vermişti.
Askerin tekbir sesleriyle yapılan şiddetli bir hücum sonunda düşmanın ön hattaki gemileri ikiye ayrıldı ve Türk donanması arka taraftaki kadırgalar filosunun üzerine yürüdü. Bu sırada Turgut Reis emrindeki gönüllü filosuyla düşmanın arkalarına saldırmıştı. Haçlı donanması bir taraftan yarılırken, bir taraftan da müthiş bir Türk çemberi içine düşecek duruma gelmişti. Andrea Doria, büyük bir ümitsizlik içinde iki eline iki gülle almış dövünüyor ve donanmasına ricat emri veriyordu.
Artık denizde yüzen o muhteşem Haçlı donanmasından sadece bütün aksamı harap olmuş, mağlup ve perişan gemiler vardı. Bunlardan bir kısmı dağınık ve perişan bir halde, gecenin karanlığından faydalanarak, muzaffer Türk donanmasının önünden kaçıyordu. Bu sırada şimşek ve yağmurla karışık bir fırtına çıkmış ve donanmamız, savaş sahasına dönerek demirlemişti. Burada pek harap durumdaki düşman gemilerine Barbaros'un emriyle ateş verilmiş ve sabaha kadar savaş alanı aydınlıklar içinde kalarak, sanki büyük zafer kutlanmıştı.
Doria bu savaşta yalnız kalyon ve karaka olmak üzere 128 büyük savaş gemisi kaybetmişti ki, bu miktar Türk donanmasının bütün mevcudundan fazlaydı. Ayrıca orta ve küçük gemilerden kayıpları da bulunuyordu. Türkler ise hiç gemi kaybetmemişler sadece birkaç yüz şehit ve yaralı vermişlerdi.
Barbaros, Boğdan Seferi'nden dönmekte olan Kanuni'ye öz oğlu Hasan Bey'le, Preveze zafernamesini göndermiş ve Yanbolu'da ordugahını kurmuş bulunan padişah, divanı toplayıp, zafernameyi komutanlarıyla beraber ayakta dinlemişti. Katip Çelebi bu töreni şöyle anlatıyor:
"...Divan kurulup fetihname ayağ üzere okundu, Hakk'a hamd-ü şükr-i firavan ettiler."
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
| Yanıtla #17 |
« : 29 Mayıs 2006, 18:53:44 Pzt » | |
Fox
Successfull
2 Kalp

Mesaj Sayısı: 2394
Üye No: 1
Cinsiyet:
Rep : +1620/-123
Pano: ?+! = ½
|
Paris Barış Konferansı
İtilaf Devletleri, 1. Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılan devletlerle yapacakları antlaşmaların esaslarını saptamak amacıyla 18 Ocak 1919'da toplanmışlardır. 32 devletin temsilcileri katılmıştır. Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan'la imzalanacak barış antlaşmaları hazırlanmıştır.
Konferans sürerken İngiltere, Batı Anadolu'daki Müslümanların, Hıristiyanları katletmek üzere olduklarını ileri sürmüş ve Rumların sayıca fazla olduklarını bahane ederek Amerikan delegelerini etkilemiş, Anadolu'nun paylaşılmasına Yunanistan'ı da ortak etmiştir. Bunun nedenleri:
İngiltere'nin Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını sürdürmek istemesi.
Batı Anadolu'da çıkarları bulunan İngilizlerin İtalya'ya güvenememesi; İtalya gibi güçlü bir devlet yerine kukla Yunanistan'ı tercih etmesi.
Yunanlıların, Ege Bölgesi'nin kendilerine ait olduğu ve bu bölgede nüfus yoğunluğuna sahip oldukları şeklinde propaganda yapmaları.
Yukarıda sıralanan nedenler, İtalya'nın İtilaf Devletleri'nden kopma sürecini başlatmıştır.
_______________________ PLEVNE MUHAREBELERİ
1 - Plevne Kasabası ve Önemi
Plevne savaşlarına geçmeden evvel bu savaşların cereyan ettiği yer hakkında bilgi vermekte fayda mülahaza ediyoruz.Zira kısa bir tanıtımdan sonra,burada yapılan muharebelerin azameti ve askerlik kabiliyeti ve kuvveti daha iyi anlaşılacaktır.
Plevne(Pleven/Plevna),Orhaniye,Sofya ve Bulgarani'den gelen ana yolların kavşağında Sofya'nın 138 km.Kuzey-doğusunda , Vid Irmağı'nın kolu Tuçençe Çayı'nın kenarında küçük bir kasaba olup,savaş sırasında tüm halkı Türklerden oluşmaktaydı.
Bazı kimseler Plevne şehrinin kendisince fevkalade bir önemi olduğunu düşünebilirler.Oysa Plevne denilen yer küçük bir kasabadan ibaret olup,bir tarafı dağılık,bir tarafı ova,biçimsiz bir toprak birikiminin arasında sıkışmış kalmış bir Türk kalesidir. Kale deyince insanın hatırına adam boyu kalınlığında duvarlarla,dört tarafı çepçevre kuşatılmış heybetli ve dişmana meydan okuyan bir istihkam gelir.Fakat Plevne böyle değildir.O sadece ismi ile bir kaledir.Yoksa toprak tümseklerinin gelişigüzel oraya buraya serpilmiş yığınları,düşmanın ateş ve ölüm kusan hesabsız toplarına karşı tahta perdeden yapılmış siperler ile,Plevne değil bir kale,asker barındıracak bir kışla bile olamaz...
Plevne, 7 Temmuz 1877'de hiçbir istihkamı olmayan açık bir şehir halinde bulunmaktadıydı.Alman,Fransız ve Rus muharrirlerinin bahsettikleri mustahkem kargir manastır,cephanelik,tahkim edilmiş Vid Köprüsü hattı tamamen uydurmadır.
Böyle olmasına rağmen Osman Paşa'nın son ana kadar savunmaktan vazgeçmediği,Rusların her fırsatta hücuma kalktıkları,bütün dünyanın dikkatini kendisine çeken ve günlerce tüm basına ve insanlara kendisinden bahsettiren tarihin şanlı sayfalarına geçmiş bu yerin önemi,Osman Paşa ile alakası neydi?
Plevne,bazı mühim yolların kavşağında bulunmasından dolayı,çok önemli stratejik bir mevkiye haizdi.Fevkalade askeri ehemmiyete sahip oluşundan dolayı Bulgaristan'da dahi hayatı bir nokta sayılmaktaydı.
Türklerin Vidin,Rusçuk,Silistre,Varna ve Şumnu'daki ordularını bir araya toplayabilmeleri için Plevne'yi ellerinde tutmaları gerekmekteydi.Şıpka'nın elden çıkması buranın ehemmiyetini daha da artıracaktı.Rusların Plevne'yi almaları,Edirne'ye kadar uzanmaları demekti.Ruslar için ise Plevne iki ayrı noktadan önem taşımaktaydı:
1-Rusların sağ kanat olarak tutmak istedikleri Vid Suyu'na Plevne'nin bir kama gibi girmiş olması,
2-Güney-batıdaki Sofya'ya,oradan da boğazlara doğru ilerlemek,ancak Plevne'ye sahip olmakla mümkündü.Ruslar,Balkanlar üzerinden güneye,Edirne'ye yürürken,Osman Paşa ve kuvvetli ordusunu sağ kanatlarında başıboş bırakamazlardı.
Stratejik önemini kısaca belirtmeye çalıştığımız Plevne'nin bazı önemli mevkilere ve köylere olan uzaklığı ise şöyledir:
Şehirler: KM: Yönler: Köyler:
Lofça 32 Kuzeyde Opaneç 6 Km
Orhaniye 88 --------- Bukova 3 Km
Bulgarani 37 G.Doğu Radişevo 5 Km
Rusçuk 177 --------- Porodin 14 Km
Niğbolu 37 Güneyde Brestoviç 8 Km
Sofya 133 Doğuda Grivitça 6 Km
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
| Yanıtla #18 |
« : 29 Mayıs 2006, 18:54:00 Pzt » | |
Fox
Successfull
2 Kalp

Mesaj Sayısı: 2394
Üye No: 1
Cinsiyet:
Rep : +1620/-123
Pano: ?+! = ½
|
2 - Rusların Faaliyeti
Ruslar,Niğbolu'yu muhasara ettikleri zaman,batıdan gelecek tehlikeyi gidermek için 8-10 süvari bölüğünü ve birkaç toptan mürekkep bir fırkayı Niğbolu ile Plevne arasındaki yola sevketmişlerdi.Bu fırkanın birkaç kolu Haziran sonlarında ve daha sonra Plevne etrafında dolaşmıştı.Bu sırada Plevne ,Miralay Atıf Paşa kumandasında üç piyade taburu,9 top ve birkaç Çerkes süvarisinden oluşan bir kuvvetle işgal olunmuştu.Atıf Paşa ,Osman Paşa gelinceye kadar etrafı bu süvarilerle keşifte bulunmuş ve Plevne çevresinde bulunan mevkileri tahkimle meşgul olmuştu.
Grandük Nikola bir kez daha Plevne ve etrafını keşif için garb ordusuna emir vermişti.Bu kollar, keşif sonucu Plevne'de birkaç tabur piyadeden ibaret Osmanlı askeri bulunduğunu ve Vidin'den Osman Paşa ordusunun yakında gelmesi muhtemel olduğunu haber vermişlerdir.Grandük,Osmanlı kuvvetlerinin günden güne o havalide toplanmakta olduğu haberini alınca, ordusunun sağ tarafında böyle bir kuvvetin toplanmasına imkan vermemek için alelacele hücum etmesi için batı ordusu kumandanı General Krudner'e emir vermiş,o da ,o tarafların muhafazasına memur General Şuldner'e emri tebliğ etmişti. Şuldner 7 Temmuz'da ordusunu toplayarak o gün Osmanlı askeri ile çarpışmışsa da, asıl hücumu ikinci güne ,yani 8 Temmuz tarihine bırakmıştır.
3 - Savaşın Başlaması ve Seyri
8 Temmuz 1877 Cumartesi günü,sabahın erken saatlerinde Alman asıllı General Schilder(Şuldenr),henüz takviye almamış yorgun Osmanlı birliklerini,tahkimsiz durumda bulunan bu önemli stratejik mevkiden atmak kastıile taaruzda bulunmuştu.
Sabahla birlikte başlayan Rus toplarına Plevne ordusu da karşılık vermiş,iki saat süren top düelosundan sonra Osman Paşa ateşi kestirmişti.Ruslar,ateşin kesilmesi üzerine piyade ile taaruzda bulununca,kesilen top atışlarının yerini piyade hücumları almıştı.Osman Paşa top atışlarının kesilmesi ve askerin toplu tutulması sureti ile mümkün mertebe tasarrufa riayet olunmasına çalışmıştı.
Griviçe köyünün kuzey-batısından ilerleyen düşman,Yanıkbayır'ın doğusunda bulunan Osman Paşa'nın ileri karakolları tarafından top ateşi ile karşılanmış ve bu noktaya derhal Ahmet Hıfzı Paşa komutasında bulunan 1.livadan 3 tabur ve 2 top sevk olunmuştu.Daha sonra düşmanın Yanıkbayır denilen 5 numaralı nokta mukabilinden geçmesi üzarine,Osman Paşa bu cihete de Mirliva Hasan Sabri Paşa kumandası ile 3 tabur ve 2 top sevketmişti.Osman Paşa tarafından sevk olunan taburların mukabil taaruzları üzerine Rusların da taaruza devamı sonucu iki taraf süngü süngüye gelerek birbirlerine karışmışlardı.
Bu savaş esnasında düşmanın sağ tarafı da şiddetli top ateşine tutulunca,arazinin de durumu neticesi,ric'at husule gelmişti.Ahmet Hıfzı Paşa ve Miralay Hilmi Bey hafif bir sürette yaralanmışlardı.Taburların ric'at ettiğini gören Osman Paşa karargahının bulunduğu 9 numaralı noktadan düşman üzerine şiddetli batarya ateşi icrası ve imdad olarak Miralay Said Bey kumandası ile birçok tabur Griviçe Deresi'nden sevk edilmişse de ric'at önlenememişti.Bunun üzerine taaruzda bulunan düşmana,Osman Paşa ordugahından şiddetli top ateşi açılmıştı.Osman Paşa yaveri Talat Bey ile Mirliva Tahir paşa'ya ve o cihet taburlarına :"Şimdi üç hatt-ı harbde bulunan taburlar amirlerine git!Taburlarını düşmana çevirmeye ve eski mevzilerini tutarak sebat ettirmeğe gayret etsinler!Ric'at edenleri vursunlar!Aksi halde buradan kendilerinin topa tutularak iki ateş arasında kalacaklarını söyleé"emrini vermişti.
Bu emir üzerine taburlar ileri hareketle hücuma gayret ve galebeye nail olmuşlardı.Daha sonra Osman Paşa ,iki subayı korkaklıkla itham ederek azarlamış ve kendilerini Divan-ı Harb'e vermeyerek tokatlamıştır.Bu hadise onun itidalini kaybettiği tek hadise olmuştur.Sağ tarafta durum bu merkezde iken;merkezden yetişen imdat kuvvetleri ile geçilen süngü hücumunda düşman mağlup bir şekilde sol taraftan çekilmek zorunda kalmıştır.
Osman Paşa meydan muharebesinin hemen her noktasında bulunmuş,her tarafa ve bulunulması en fazla ihtiyaç olan noktalara bindiği Arab atı ile yetişerek askerleri teşvik ve teşci' etmiştir.Subay ve erler,kendisini düşmana pek göstermemesi için çok rica etmişlerse de o yine muharebenin nihayetine kadar ateşin en şiddetli yerlerinde bulunmaktan kaçınmamıştır.Yani başında bir hayli subay yaralandığı halde kendisine bir şey olmamıştır.
Ruslar bir netice elde edemeyince muharebeyi birkaç gün durdurması üzerine,Osman Paşa derhal bundan faydalanarak,hala Griviçe'de bulunan Ruslar üzerine bu sefer de kendisi taaruz etmek için kuzey ve güneye doğru yayılmış olan müfrezeleri toplamış ve Plevne gerisinde kalmış ihtiyarları celb etmiştir.Kanatlardan nümayiş icrası için birer müfreze tertip ve sevk ettikten sonra kendisi de cepheden taaruza girişmiştir.Neticede,Griviçe Köyü'nün ele geçirilmesi üzerine Ruslar firar etmiş ve Osman Paşa askeri onları takibe koyulmuştur.On iki saat süren bu muharebeye akşam üzeri ara verilmiştir.
4 - Düşmanın Ric'ati
Osman Paşa yorgun durumda bulunan askerine bir süre istirahat verdikten sonra,ortalık kararır kararmaz tekrar düşmanı takibe başlamıştır.Gece takibe ara verilerek ertesi gün sabah yine devam edilmiştir.Nihayet Ruslar,Osma Suyu'nun sağ sahiline geçerek geçici olarak takipten kurtulmuşlardır.
Osman Paşa,yemeden içmeden 36 saat muharebe etmiş olan askerine istirahat vererek kendisi de karargahını Vina'ya naklettirmiştir.Askerler yedi gün süren cebri bir yürüyüşten sonra,ancak altı saat dinlenerek harbe girmişler ve 18 saat içinde bir iki peksimetten başka bir şey ağızlarına koymamışlardır.
Osman Paşa, cereyan eden bu harb sırasında, Dersaadet'e şu telgrafı çekmiştir:
"Demincek taktim kılınan telgrafda sabahleyin saat 5 sularında başladığı arz olunan muharebe, akşamın 12'ye kadar imtidad etmiş ve tarafyenden gayet şedid ateş edilerek'asakir-i nusret müessir padişahının gösterdikleri sebat ve şeceat düşmana telefat-ı kesire verdirerek bulunduğu mevkiğiden bir hayli ric'at eylemiştir".
Osman Paşa Rusları takip etmemiştir.O'nu bu işte mazur gösterecek bir şey varsa o da,askerin yorgunluğu ve düşmanın Osman Paşa'nın kuvvetli askeri olup olmadığını bilmemesidir.Zaten düşman hakkında kafi bir malumat alabilmek için keşif yapmak için zaman ve fırsat da bulamamıştır.Kolordunun ,cebri yürüyüşün verdiği yorgunluğa rağmen büyük bir azim ve metanetle düşmanı ağır zararlara uğratarak bozgun ve bitkin bir halde yüzgeri etmesindeki başarısının sırrı,Osman Paşa'nın süratle karar vermek ve yeni şekil ta'biyeler icat ederek,düşmanın ta'biyesini bozmak olmuştur.
5 - Karşılıklı Kuvvet Dengesi ve Savaşın Neticesi
Birinci Plevne çarpışması diye anılan bu muharebede,aşağı yukarı,kuvvetlerinin 1/3'ü ateş altında bulunan ve 1/4'ü de harbe iştirak eden düşman,bu muharebede 3.000 kadar ölü ve yaralı vermiştir.Bir Rus erkan-ı harb subayının hesabına göre Rusların I.Plevne Muharebesi'ndeki zayiatı altı,yedi bin kişiye varmıştır.
I.Plevne muzafferiyeti üzerine General Gurko,Balkanlar'dan tekrar kuzeye çekilmek zorunda kalmıştır.
Bu savaşta Osman Paşa'nın kuvvetlerinin yekunu 33 tabur,57 top , 6 süvari bölüğü,2 bölük Osmanlı Kazağı ,400 gönüllü, yani toplam 20.000 askerden ibaretti.Verilen şehitlerin ve harb saffı dışında kalanların yekunu ise 2.000 kişiyi bulmaktaydı. Muharebenin sonunda ganimet olarak 17 adet 3 atlı mühimmat arabası,bir bozulmuş top ,birçok sayıda tüfenk/tüfek,içinde 300 tane de çadır plmak üzare,bir alayın bütün ağırlığı Osman Paşa Ordusu eline geçmiştir.
8 Temmuz Cuma günü sabahtan akşama kadar süren bu kanlı çarpışma,"93 Seferi'nde"Rusların Rumeli cephesinde Osmanlılar'dan yedikleri ilk şiddetli darbe olmuştur.Bu kazanç ve bozgunluk,iki tarafta da , böyle bir olayı beklemediklerinden,madden olduğu kadar manen de derin izler bırakmıştır.Çok mağrur ve kendilerine pek fazla güvenen Rusların,kolayca zafere ulaşmak kanaati sarsılmış; Osmanlılarda ise ,eski kahramanlık duyguları tazelenmiştir.Kendilerine, silahlarına itimat ve güvenleri artmıştır.Ruslar,hiç beklenmedik bir surette uğradıkları yenilginin acısını çıkarmak ve intikam almak hırsı ile,buradaki taaruz kuvvetini az zamanda 50.000 askere ve 208 adet topa çıkarmışlardır.Buna karşın Osman Paşa'nın Plevne Ordusu 20.000 er ve 58 toptan oluşmaktaydı.
6 - Neticenin İstanbul'a Bildirilmesi
Muharebenin nihayete ermesi üzerine Osman Paşa çarpışmanın neticesini Bab-i Seraskeri'ye bizzat çektiği şu telgrafla bildirmiştir:
"İşbu Cuma günü saat 9'da düşman miktar-ı ta'dad ve tahmin edilmez derecede bir kuvve-i külliyye ile üç dört koldan üzerimize hücum etmesi ile nusret-i ilahiyye'ye ve muavenat-ı ruhaniyet-i peygamberi'ye müsteniden müdafaa ve mukabeleye bi'l-ibtidar saat yediye kadar gayet şiddetli ve kan akıtıcı bir muharebe edilmiş ve asakir-i nusret müessir-i cenabı-ı padişahı'nın gösterdikleri sebat ve mukavemet ve ettikleri ateşin şiddetine düşman tahammül edemeyüp her kangı cihetten hücum etmiş ise la yu'ad vela yuhsa/sayılıp hesaba gelmeyecek/telefat virerek ric'at-ı kahkariyye ile münhezimen firar eylemiş ve'asakir-i nusret-i müessir-i mülukane tarafından dane-i memlu bir aded top kapaklusu ile külliyetli esliha ve cephane iğtinam edilmiş ve cünud-ı mülukaneden vuku'bulan şüheda ve mecruhun miktarının kaffesi henüz bilinememiş ise de cüz'i olduğu icra olunan tahkikattan anlaşılmıştır.Böyle bir kuvve-i ' kesirenin busuretle perişan edilmesi padişah-ı 'asker-perver ve şehişaha ma'delet-i kister efendimiz hazretlerinin cunud-ı nusret-i mev'ud -ı hazret-i mülükaneleri hakkında şayan buyurula gelen teveccuhat-ı kudsiyyet-ayat cenab-ı mülküdarileri semere-i bahiresi olmağa cümle tarafından duay-ı temadi-i eyyam ve afiyet ve her umurda hüsnü muvaffakiyet ve mazhariyet-i tacidari tekrar ve tezkar kılındığı 'arz ve tebşir olur ferman 8 Temmuz 93 Kulları OSMAN"
9 Temmuz tarihli telgrafında ise ele geçirilen ganimetler hususunda şu malumatı vermiştir:
"Dünkü gün vuku'bulan muharebede düşmandan üç aded kapaklı iğtinam adildiği ba telgraf'arz olunmuşdu.Bu sabah ileriye gönderilen keşif kolları düşman ordusunun bulunduğu mahalde bir hayli kapaklu kaldığı görüldüğünü haber vermeleri ile derhal süvari askeri gönderilerek içerileri piyade cephanesi ile memlu olarak orada bulunan 14 aded kapaklu dahi bilahz ordugaha celb olunmuş ve şu halde düşmandan iğtinam olunan kapaklunun miktarı 17 adede baliğ olmuş'arz olunur"
Osman Paşa'nın bir diğer bir telgrafı ise şöyledir:
"Dane memlu olarak düşmandan iğtinam edildiği diğer telgrafname-i Acizide muharrer olan bir aded kapakludan başka olarak şimdi dahi dane tolu iki aded kapaklu ile birer ra's beygir ve hayluca eşya dahi ahz ve iğtinam edildiği arz olunur."
7 - Sultan II.Abdülhamid'in Osman Paşa'ya Tebrik Telgrafı
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
| Yanıtla #19 |
« : 29 Mayıs 2006, 18:54:22 Pzt » | |
Fox
Successfull
2 Kalp

Mesaj Sayısı: 2394
Üye No: 1
Cinsiyet:
Rep : +1620/-123
Pano: ?+! = ½
|
Sultan II.Abdülhamid I.Plevne galibiyetinde dolayı Osman Paşa'ya bir tebrik telgrafnamesi yollayarak tebrik etmiştir.Osmanlı askerinin bu başarısından dolayı Cenab-ı Hakk'a hamd ü sena için İstanbul camilerinde dua edilmesini irade buyurmuştur.
8 - Yıldız Tarafından I.Plevne Zaferinin Diğer Komutanlara Bidirilmesi
"Balkan Umum Kumandanlığına,
"Plevne'de Osman Paşa Ordusu üzerine geçen Pazartesi günü hücum eden 60-70.000 kadar düşmanı telefat-ı külliyye ile ric'at ettirdiği gibi düşmanın bugün tekessür eden hücumlarında dahi 8.000 telefat bırakarak münhezim ve perişan olmuş ve ric'at ettirilmiş olduğu ve memlu kapaklu ve bir miktar hayvanat ve hesapsız esliha ve eşya iğtinam edildiği şimdi müşarun ileyhden alınan zafernameden istbşar olunmakla tebşir-i keyfiyete müracaat olundu efendimiz. 19/31 Temmuz 93/77 MAHMUD"
9 - Birinci Plevne Savaşı Sonrası Osman Paşa'nın Faaliyetleri
Osman Paşa,I.Plevne muzafferiyetini müteakiben Rusların kısa bir süre sonra tekrar ,hatta daha kalabalık olarak geleceklerini düşünmüş,birliklerine Plevne'nin çevresindw tabyalar ve toprak istihkamlar yaptırmaya başlamış,Sofya ile Vidin yollarını kontrol altında tutacak tedbirler almıştır...
Osman Paşa bir taraftan bu tedbirleri alırken diğer yandan da Plevne'ye imdad kuvvetleri tedarikine çalışmıştır.Tuna Orduları Başkumandanı'na,Rauf Paşa Kuvvetleri ile hareket birliği yapmak üzere Balkan Dağları'na doğru çekilmesine müsaade edilmesini teklif etmişse de bu teklif kabul edilmeyerek Plevne'nin tahkimi emredilmiştir.Bunun üzerine Osman Paşa takviye kuvvetleri gönderilmesi talebinde bulunmuştur.
Bu sırada Süleyman Paşa'nın Rusları Trakya'dan Şıpka'ya doğru tard ettiğini ve Kafkaslara gitmek üzere İstanbul'dan bir sevkiyatın başlamak üzere bulunduğu haberlerini öğrenen Osman Paşa,Harb Nazareti'ne müracaatla,bu seferden vazgeçilerek,tam aksine Sofya'da geniş bir birlik oluşturulması ve bu noktada sadece İstanbul'da bulunan düzenli askerlerin değil,fakat aynı zamanda başkentin çevresinde bulunan çeşitli vilayetlerinin garnizonlarını oluşturan tüm Nazamiyelerin de toplanması arzetmeye çalışmıştır.
Böyle bir düzenlemeye gidildiği takdirde Sofya tüm ihtiyaçlar için sadece bir depo olmayacak ,fakat ayrıca Plevne'nin muhasarasını imkansız kılacak 120.000 ile 150.000 arasında bir kuvvet ihtiva edecekti.
Osman Paşa aynı zamanda Şıpka'ya saldırıda bulunulmasına şiddetle karşıydı.Buna rağmen Osman Paşa'nın sunduğu planın tam tersi bir karar uygulamaya konmuştur.
10 - İstanbul'daki Askeri Meclisin Almış Olduğu Kararlar ve Durumun Osman Paşa'ya Tebliğ Olunması
Osman Paşa'nın Plevne'de göstermiş olduğu bu başarı üzerine,bundan sonra Plevne'nin elden çıkarılmaması kararlaştırılarak askeri meclisce şu kararlar alınmıştır:
1-Berkofça ve Şehirköy'de bulunan taburların icabında Osman Paşa tümenine sevk ve ilavesi,
2-Niş'den Sofya'ya gitmekte olan Salih Paşa'nın bir an önce Sofya'ya gelmesi ve oradan Osman Paşa tümenine iltihak etmesi;
3-Sofya'da 4-5 tabur bırakılarak geri kalan kısmının Osman Paşa tümenine gönderilmesi,
4-Sofya ile Niş taraflarında bulunan taburların istediği yere hareket ettirilmesine dair Osman Paşa'ya mezuniyet verilmesi.
Alınan kararlar yukarıda zikrolunan taburlar komutanlıklarına yazılarak durumun aynı zamanda Osman Paşa'ya da tebliğ olunması kararlaştırılmış ve durumun tebliği için Osman Paşa'ya daha sonra şu telgraf çekilmiştir:
"Osman Paşa Hazretleri,
"Niş ve Sofya Fırka-i Askeriyyeleri amr ü müşirileri tahtında bulunduğundan askerce ve mühimatca onlardan dahi icab ettikçe istianeye mezuniyeti müşirileri ba irade-i seniyye beyan olunur. 19/31 Temmuz 1877 SAID"
Bu karar neticesi Plevne'de az zamanda 40 tabura yakın bir kuvvet toplanmıştır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
| Yanıtla #20 |
« : 29 Mayıs 2006, 18:54:41 Pzt » | |
Fox
Successfull
2 Kalp

Mesaj Sayısı: 2394
Üye No: 1
Cinsiyet:
Rep : +1620/-123
Pano: ?+! = ½
|
PLEVNE'NİN DÜŞÜŞÜ 10 Aralık 1877 tarihini taşıyan fotoğrafta, Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşanın iki kişinin kolunda, Rus Çarı Aleksandr ve üst düzey Rus komutanlar tarafından kabul edilişi görüntüleniyor.
RUSLARIN MUHASARA FAALİYETİ VE GAZİ OSMAN PAŞA
1 - Muhasara Hazırlığı
Ruslar üçüncü Plevne mağlubiyetinden sonra burasının harp yolu ile zapt olunamayacağını anlamışlardı. Zira Eylül ortalarında yalnız Plevne önlerindeki zayiatları , ölü ve yaralı olarak 50.000 i bulmuştu. Bu kadar ağır kaybı başka hiç bir kesimde vermemişlerdi. Bu nedenle, daha fazla vakit kaybetmeden muhasara faaliyetine geçilmesine ittifakla karar verilmişti. Plevne önündeki muhasara ordusu komutanlığını ise, Kırım seferi sırasında Sivastopol kalesini müdafaa etmiş olan, General Totleben deruhte edecekti.
Muhasara için Harbiye Nezareti ne verilen emir neticesi istihkam ve hendek kazmak için lazım olan alet ve edevat getirilmiş, celb olunan ağır ve büyük toplar münasip yerlere yerrleştirilmiş ve Plevne nin etrafı askeri kısımlara taksim olunmuştu.
3 Eylül de Plevne nin güney-doğsunda , Osma Suyu nun doğu kıyısı üzerindeki Lofça nın işgal edilmesi ve Osmanlı doğu ve güney ordu gruplarının taarruz ve faaliyetleri akim kalınca, Rus ordusu karargahında geniş bir nefes alınmıştı.
2 - Gazi Osman Paşa 'nın Durumu
Plevne 'nin Ruslar tarafından muhasaraya alındığı sıralarda Gazi Osman Paşa 'nın elinde çok az miktarda cephane bulunmaktaydı. Oldukça büyük bir muharebeyi devam ettirmek, hemen hemen imkansız gibiydi. Çünkü bu sıralarda yalnız güney-batıda Sofya 'dan cephane ve mühimmat alınabilmekteydi. Bunların çoğunu da Ruslar daha yolda ele geçirmekteydiler. Şıpka'dan gelen General Gurko 28 Ekim de 35 bin kişilik bir kuvvetle , Sofya -Plevne yolunu da kapatınca, Plevne tam manasıyla dört taraftan kuşatılmış, tüm cihetlerle bağlantısı kesilmiş, mühimmat ve muhabere hatları kapanmıştı.
32.000 'i Rumen askerlerinden oluşan Rus-Rumen ortak kuvveti takriben 90.000 piyadeye varmıştı. Rumen kuvetleri General Cernat tarafından, Rus kuvetleri ise Baron Krüdner General Krilof Prens Meretinski ve General Skobelef tarafından kumanda edilmekteydi. Bu kuvvetler ayrıca 250 sahra ve 20 muhasara topu ile desteklenmekteydi. Gazi Osman Paşa 'nın emri altındaki kuvetlerinin sayısı ise 70.000 olarak tahmin olunmaktaydı.
Gazi Osman Paşa , Rusların kesin olarak Plevne yi muhasara altına alacaklarını anlayınca , henüz daha imkan dahilindeyken, Plevne den yeni bir mukavemet noktası olarak orhaniye yahut Sofya ya çekilebilmek için ısrarlı taleplerde bulunmuş , önerdiği teklifler Mehmet Ali Paşa tarafından da desteklenmişti. Fakat Şevket Paşa nın Plevne muhabere hattını açık tutacağına dair İstanbul 'a sunmuş olduğu gayet iddialı raporu üzerine Seraskerlik makamı kendisine inanmış ve Osman Paşa'ya sonuna kadar Plevne'de kalması emrini vererek yardım kuvvetleri gönderileceği vadinde bulunmuştu.
Plevne muhasarası uzayıp düşmanın hücumları şiddetlenince heyet-i devleti hayret ve şaşkınlık kaplamıştı. Dublini'de Ahmet Hıfzı Paşa, Teliş'de Hakkı Paşa müfrezeleri esir düşmüş , Rodomirçe'de şevket Paşa bozulmuş ve Plevne tamamen muhasara altına alınmıştı.
Bu gelişmeler karşısında Gazi Osman Paşa 'nın Plevne'de kalarak dayanması taraftarı olanlar onun Orhaniye'ye çekilmesine ve ricat hattının Şevket Paşa tarafından korunmasına karar vermişlerdi. Bu husus erkan-ı harbce karar altına alınarak keyfiyetin Osman Paşa 'ya tebliği olunması vazifesi de Şevket Paşa'ya teklgrafla emrolunmuştu. Çünkü Şevket Paşa Rodomirce hezimetini, Orhaniye'ye dönüşünde tam bir zafer kazanmış gibi Dersaadet'e arz ederek, Dersaadeti ve Başkumandan Süleyman Paşa'yı aldatmak istemişti. Fakat gördüğü hezimetin tesirine mağlub olarak kendisini yılgınlık kaplamıştı. Bu nedenle, emri bildiren telgraf kendisine geldiğinde:
"Osman Paşa'nın Plevne'den çekilmesi, hal ve mevkie nazaran pek ggüç ve müşkil olacaktır. Bu sırada Balkan ordusu Troyan geçidinden Lofça ya doğru sahte bir tehdit manevrası icra eder ve Tuna şark ordusu tarafından şiddetli taaruz ve hücum olunursa bu müşkilat hafifler".
diye Serasker Kaymakamı Mustafa Paşa'ya birr taraftan telgraf çekerken , başka bir telgrafname ile de keyfiyetsizliğinden bahsederek, Dersaadet 'e dönmek için izin istemiş, tehlikeli bulduğu bu işte bulunmamak için hasta gibi davranmıştı.
Gazi Osman Paşa 'ya varması gereken ricat emri için o sırada Orhaniye 'de bulunan Yeni Zağra Kaymakamı Mehmed Efendi ve yerli Pomaklardan ve Çerkeslerden birkaç kişi gönderilmişse de muhasaranın imkan vermemesinden dolayı hiç ilerlenemeyerek çaresiz geri dönülmüştü.
İşin gittikçe sarpa sardığı ve yedi sekiz gün uraşıldığı halde Plevne ye haber göndermeye bile ikidar bulunmadığı ve Rusların Balkanları geçmeye hazırlandığı anlaşılınca Süleyman Paşa'ya:
"Plevne ordusunun düşman muhasarasından kurtulmasına tesirli bir yardımda bulunmak ve düşmanı Balkan'dan geçirmemek ve geçmesi halinde ilerletmemek husularına dair olan askeri tedbir ve harekatıü zamaniyle tatbik etmek ve kumandaca birlik hasıl olmak için askeri harekat ve tertibat hakkında bundan böyle İstanbul'a müracaat eylememelerinin Osman ve Rauf Paşalara tebliğine ve bir de, askeri tertibat olarak taaruz veya müdafaa hareketinde sizin her bakımdan muhtar ve mezun bulunduğunuzun ve plevne ve Balkan ordularının halen ve istikbalen hareketlerini tayin ve tadilinin münhasıran sizin mesuliyet-i umumiyeniz altında cereyan edeceğini dahi size tebliğine, meclis-i askeri karariyle irade-i seniyye şeref-müteallik buyurulmuştur. Artık iktiza eden faydalı askeri tertibat ve hareketin ifasına müsaraat ediniz....
diye seraskerlik makamından bir telgrafname gelmişti. Fakat bir netice alınamayınca Plevne'nin kurtarılması işi Süleyman Paşa'dan alınarak Mehmet Ali Paşa' ya havale olunmuştu... Doğrudan doğruya Plevne 'nin kurtarılmasına memur edilmiş bulunan Mehmet Ali Paşa harp etmeden ricat etmekten başka bir iş görmemişti. Plevne 'den ise hiçbir haber alınamamkta , durumu meraka sebeb olmaktaydı.
29 Ekim 'de Gazi osman Paşa 'ya ulaşan emirde kuvvetlerini ve halkı Plevne'den tahliye ederek Orhaniye'ye çekilmesi ve şehri de yakması emredilmekteydi. Gazi Osman Paşa bu emreee verdiği cevapta , kendisinin 14 Eylül'de Plevne'den çekilmek için müracaatta bulunduğunu, fakat orada kalmakla emrolunduğunu, artık tahliye için çok geç kalınmış olduğunu belirtmişti.
Bu cevap üzerine Plevne'nin Gazi Osman Paşa tarafından 25 Kasım 'da tahliye olunabileceği görüşü de hayalle neticelenmişti.
Osmanlı ordusundaki bu tutarsızlık ve keşmekeşliğin ve dolayısıyla Gazi Osman Paşa'ya diğer komutanlarca gerekli yardımın yapılmamasının nedenleri arasında, onun üst üste kazanmış olduğu zaferler ve gösterdiği kahramanlıklar neticesi kendisine gazilik ünvanının verilmesi ve dolayısıyla itibarının bir kat daha artmasının intaç ettirdiği kıskançlık yatmaktaydı. Bu kıskançlıktan dolayıdır ki, birtakım bahaneler ileri sürülüp ataletle davranılarak Plevne'yi kurtarmak için hiçbir teşebüstte bulunulmamıştı. Süleyman Paşa, eski Başkumandan Müşir Mehmet Ali Paşa ve Müşir Rauf Paşa 'ya Plevne yolunu açmalarını emretmişse de, ellerindeki kuvvetleri tehlikeye atarak mağlub olabilecekleri korkusuna da kapılarak , böyle bir şeye teşebüs dahi etmemişlerdi. Aynı kıskançlıktan Süleyman Paşa da payını almıştı. Komutanlardan sadece Ferik Deli Fuat Paşa, 4 Aralık 'ta Rusları Elana meydan muharebesinde yenerek 11 top ve bir hayli Rus ağırlığını zaptetmiş, fakat bu zafer d neticesiz kalmıştı.
Süleyman Paşa'nın Maçka meydan muharebesinde yenilmesi üzerine Şıpka'nın kuzeyine hakim olan Tırnova 'nın geri alınması ümidi de kalmamıştı. Dolayısyla ne Süleyman paşa'dan ve ne de Edirne'de yeni ordu teşkiline memur edilen Mehmet Ali Paşa'dan hiçbir yardım görme ihtimali kalmayan Gazi Osman Paşa'ya Plevne'yi tek başına müdafaa etmek vazifesi düşmekteydi.
HURUC HAREKATI
Mezkur gelişmeler üzerine Gazi Osman Paşa bir an evvel huruc hareketine girişmek maksadıyla son tedbirleri yerine getirmeye yönelmişti. Bu babdan olarak evvela Plevne mevziini birbirine ve merkeze bağlayan telgraf hatlarını birer birer kestirmişti . Daha sonra Plevne Valisi Hüseyin Beyle bir çeyrek saat kadar görüşerek kendisine bazı ihtar ve talimatlarda buluunmuştu....
Huruc gecesi ortalık oldukça karanlık , yerler kırağı nedeniyle kaygan ve hava soğuktu. Fakat daha önceden kararlaştırılan şekil ve yerde 40.000 kişilik ordu, bargirler ve arabalarla birlikte toplanmıştı.
Gazi Osman Paşa 10 Aralık sabahı 40.000 neferden oluşan ordusunu iki eşit kısma ayırmıştı . Bunlardan 20.000 kişilik birinci kuvvet Rus istihkamlarına taaruz ederek muhasara hattını yarıp geçmeye çalışacak , diğer 20.000 kişilik kuvvet ise evvelkinin taaruzunu himaye ederek onlar geçtikten iki saat sonra hücumda bulunacaktı.
Kıtalar yavaş yavaş Vid suyunu geçmeye başlamıştı. Sabah saat on sularında Tahir Paşa'nın kumandasına verilen birinci fırkanın hepsi nehrin sol sahiline varmış ve Gazi Osman Paşa nın emrine göre nehirden yüz adım ileride yalnız bir hat üzerine yayılmaya başlamışlardı.
Gazi Osman Paşa birinci grubu bizzat kumandasına alarak Vid Suyu nu geçmeye ve düşman bataryalarının süvari ateşi altında Rus mevzilerine yaklaşmaya muvafak olmuştu. Kafile ise henüz köprüden geçmeye başlamış şafak söktüğü sıralarda arabaların yalnızca yarısı karşıya geçebilmişti. Fırkanın muharebe nizamına girmesi de ancak öğle vakti saat 1:30 civarında gerçekleşebilmişti.
Ruslar huruc hareketinin o cihetlerden yapılacağını haber aldıklarından askeri kıtalarının büyük bir bölümünü o tarafa yığmışlardı. Daha sonra da Dolni-Dubnik cihetinden Plevne kuvetlerini top ateşine tabi tutmuşlardı. Esasen Ruslar, Gazi Osman Paşa nın o günlerde huruc hareketini icra etmek üzere olduğunu, kullandıkları Bulgar casusları vasıtasıyla, her gün muntazam bir şekilde haber almaktaydılar.
Gazi Osman Paşa mezkur liva başında umumi hareketi sevk ve idare etmeye çalışırken , diğer taraftan Totleben muhasara ordusunun ricat hattını kesmek için derhal bir çevirme hareketine girişmişti...
Muharebe az bir zamanda her tarafa sirayet etmiş., Vid Suyu kenarlarından Plevne içlerine kadar her yer ateş içinde kalmıştı.
Plevne kuvetleri 1.500 metre kadar ilerledikten sonra düşmanın keşif ateşi önünde ister istemez biraz duraklamak zorunda kalmıştı. Durumu sezen Gazi Osman Paşa avcı hattını takviye etmek suretiyle bu duraklamayı önlemiş ve kıtaların tekrar ilerlemeye başlamasını sağlamıştı.
Plevne ordusu neticede muhasara hatlarının en yakın kısımlarına kadar ulaşmış ve Rusların bulunduğu ilk istihkamlara saldırmıştı. Bu saldırı neticesi birinci fırka düşmanın müdafaa hattını yarmaya başlayarak üç büyük istihkam ve on bir kadar topunu zaptetmişti. Fakat Rusların birinci müdafaa hattının 1 km. gerisinde ikinci bir müdafaa hattı yeralmaktaydı. Bu iki hat arasında durmak ise mümkün değildi. İki kısma ayrılmış olan Plevne ordusunun bu iki kısmı tamamen muharebeye iştirak etmiş, ama kafi derecede destek bulamamıştı.
Plevne ordusu Rus mevzilerine karşı büyük bir şevk ve azimle hücum etmişti. Bizzat Gazi Osman Paşa tarafından kumanda edilen askeri bir kıta cephe hattını yararak Sibirya ve Güney Rusya alaylarının müdafaa etmekte bulunduğu tabyaları süngü hücumu ile zaptetmişti,. Fakat huruc hareketini ikmal için ihtiyata bırakılmış olan 20.000 kişilik kuvvete lüzum duyulmaktadı. Bu esnada bu kuvvetler Rumenlerin de muharebeye katılmaları ile Rus kuvvetleri karşısında zayıf düşmüş, Gazi Osman Paşa dan da herhangi bir destek alamamıştı. Bütün asker ve subaylar ellerinden gelen tüm gayreti göstermelerine rağmen , kendilerinden çok daha fazla olan düşman gücü karşısında geri çekilmek mecburiyetinde kalmıştı.
Öğleye doğru Ruslar, gelen takviye kuvetlerinin de yardımıyle, Gazi Osman Paşa kuvetlerinin zaptetmiş olduğu tabya ve topları tekrar istirdad etmişlerdi.Gazi Osman Paşa ordusunun diğer yarısını bir müddet beklemiş, nihayet mağlub oldukları haberini alınca, öğle üzeri vakitlerinde Vid Suyu 'ndan ricat karar vermişdi. Fakat bu sırada Rus-Rumen topçularının ateşi sonucu isabet eden bir şarapnel parçasıyla altındaki atı ölmüş ve kendisi de sol ayağından yaralanmıştı.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
| Yanıtla #21 |
« : 29 Mayıs 2006, 18:55:23 Pzt » | |
Fox
Successfull
2 Kalp

Mesaj Sayısı: 2394
Üye No: 1
Cinsiyet:
Rep : +1620/-123
Pano: ?+! = ½
|
Gazi Osman Paşa yaralı vaziyette harekatı idare edemeyeceğini anlayarak etrafındaki kumandanlara : " Ben bu halimle tam bir isabetle adarede bulunamam . Binaenaleyh , kumandanlığı rızamla kumandanlar arasında en kıdemli olan Adil Paşa ya bırakıyorum. Vaziyet neyi icab ettirise onu yapsın". demiş : fakat Adil Paşa harb vahim ve nazik bir safhaya gelmiş olduğundan , aczini ileri sürerek bu teklifi reddetmişti. Bunun üzerine bazı erkanı harb zabitleri."Bu hal ve şerait dahilinde mukavemet imkansızdır. Bizim için düşmana teslim olmaktan başka çare yoktur", diyerek fikirlerini beyan etmişlerdi.
Bir türlü teslim olmayı , temsil ordu ve devletin şeref ve haysiyetine yediremeyen Gazi Osman Paşa nın üzüntüsü cidden büyüktü. Fakat kurtulmak için hiçbir ümit kalmamış, her taraftan da sarılmıştı. Neticede içinde bulunulan halin nazikliği ve maiyetinde bulunan kumandanların ısrarı sonucu teslim olmaya karar vermişti.
Gazi Osman Paşa yaralandıktan sonra Vid Suyu'nun sağ sahilinde küçük ahşap bir eve nakledilerek burada gelişigüzel yerleştirilmiş olan bir yatağa yatırılmış ve yarasının tedavisine çalışılmıştı.
**** Teslim Görüşmeleri ****
Ateş kesilir kesilmez Vid Köprüsü nden giden yolda beyaz bir bayrak yükselmişti . Bu , teslim görüşmelerini başlatmak amacıyla gelen bir Osmanlı zabitiydi. Bunun üzerine General Skobelef de beraberinde kırk kadar subay ve gazetecilerle köprüye doğru ilerlemişti. Osmanlı subayı Skobelefin tercümanıyla birkaç dakika konuştuktan sonra gözleri bağlı olarak General Ganetski nin yanına götürülmüş , fakat General subayın küçük rütbeli olduğunu öğrenince kendisiyle görüşmeyi reddetmişti. Bunun üzerine Plevne Kıtasından bir başka subay gönderilmişti. Türkçe den başka bir dil bilmeyen bu subaya Ruslar, Gazi Osman Paşa ya hitaben yazılmış Fransızca bir mektup vermişlerdi. Bu mektupta:
"Ekselans, burada kumandanlık eden General Ganetski, sizin yaralı olduğunuzu bildiğinden ancak sizi temsil edebilecek bir parlamenteri kabul edeceğini söylememi emretti",
denilmekteydi, bu mesaj , ikinci gelen subayla Gazi Osman Paşa 'ya iletilmiş ve mezkur subay da muhatab kabul olunmamıştı.
Birmüddet sonra, tümenin önünde General Skobelef maiyetiyle beraber, köprüye varmıştı. Köprünün arkasında gruplar halinde ve ellerinde silahları bulunan Plevne askerleri yeralmaktaydı.
Skobelef ve muhabir McGahan köprüye vardıklarında kendilerine yaklaşan bir Osmanlı subayı Osman Paşa'nın bizzat geleceğini haber vermişti. Bu haber üzerine Skobelef heyecan içinde." Osman Paşa çağımızın en büyük generalidir. Memleketinin şerefini korumuştur. kendisine elimi uzatarak bunu ifade edeceğim", diye hissiyatını dile getirmişti.
Gazi Osman Paşa nın gelmesinin beklendiği bir sırada Tevfik Paşa'nın bir at üzerinde yaklaştığı görülmüştü. Tevfik Paşa Rus subaylarına doğru ilerleyerek Fransızca olarak:"Osman Paşa yaralandı!" demiş, Skobelef de:"Ümit ederim ki yarası ağır değildir , değil mi?" diye sormuştu. Tevfik Paşa buna: "Bilmiyorum" karşılığını vermişti. Uzun bir sessizlikten sonra Skobelef bu defa: "Görüşmek istediğiniz biri var mı? Kiminle konuşmak istiyorsunuz?" sualinde bulunmuştu.
Tevfik Paşa bu dakikalarda sükur halinde ve durgun bir vaziyette gözlerini ufka dikmişti. Ancak yanlarına Çarlık karargahından General Strokolof geldiğinde Tevfik Paşa,Gazi Osman Paşa ve ordusunun teslim olduğunu , ordusunu teslim etmek görevini başkasına burakmak istemediğinden General Ganetski nin yatmakta olduğu küçük kulübeye kadar gelmesini rica ettiğini belirtmişti. Bunun üzerine haberin General Ganetski ye ulaştırılması için derhal bir subay yola çıkarılmıştı. General Ganetski hemen köprüye gelmiş ve General Strokov a barakaya gitmesi emrini vermişti.
Bu emir üzerine genç general, etrafında birkaç subay, Gazi Osman Paşa'nın yaveri ve doktorlarının bulunduğu kırmızı kiremitli barakaya gelmişti.
İçeriye giren Srokov , kendisini , ilkinin yaralılarla dolu bir ahıra , ikincisinin subayların bulunduğu küçük bir hücreye açıldığı üç kapı önünde bulmuştu. Odanın sağında bulunan bir ocak, odayı ısıtmaktan ziyade ortalığı dumanla kaplamıştı. Gazi Osman Paşa yaralı bir vaziyette, tahta bir iskemble üzerinde oturmakta ve doktoru Hasib Bey yarasını tedavi etmekteydi. Odanın duvarı boyunca, üzlerinden teesür okunan , paşalar yeralmaktaydı.
General Strokov odaya girince Gazi Osman Paşa güçlükle doğrularak elini uzatmıştı. Bunu gören Strıkov: "Paşam yaralısınız, lütfen rahatsız olmayınız" diye ricada bulunmuştu.
Bir müddet sonra General Ganetski barakaya gelmiş , şapkasını çıkararak elini bir dost rahatlığı ile Osman Paşa'ya uzatmış ve :"Sizi tebrik ederim. Yapmış olduğunuz hücum fevkaladeydi. Askerlerinize lütfen emrediniz silahlarını bıraksınlar", diyerek Gazi Osman Paşa nın yanına oturmuştu... Saatler ilerledikçe ortalığı derin bir sessizlik ve kasvet havası kaplamıştı.
Her iki Generalin odadan çıkması üzerine Gazi Osman Paşa o güne kadar şerefle kullanmış olduğu kılıncını çıkartarak General Ganetskiye uzatmıştı.
GAZİ OSMAN PAŞA NIN İSTANBULA DÖNÜŞÜ
Sultan II Abdülhamid , Serasker Müşir Rauf Paşa'yı seraskerlik vazifesi uhdesinde kalmak üzere , yaveri ekremilik ve fevkalade büyük elçilik payeleriyle hem Rusya 'da bazı görüşmelerde bulunmak ve hem de Gazi Osman Paşa'yı alıp İstanbul'a getirmek üzere Petersburg 'a göndermiştir.
Yapılan görüşmeler neticesinde Gazi Osman Paşa 'nın İstanbul'a dönmesine müsaade olunmuştur. Yolculuk esnasında mihmandarlık vazifesinde bulunmak üzere meşhur General Nemikof, Gazi Osman Paşa nın maiyetine verilmiş ve ayrıca Rus Çarı tarafından Paşa'ya , kahramanlığını takdir manasında, çifte nişan takılmıştır.
Gazi osman Paşa nın gelmekte olduğunu haber alan İstanbul halkı sahile dökülerek tüm geceyi ayaküzerinde sabaha kadar geçirmeye razu omuş ve büyük bir Çoşku ile kendisini beklemeye koyulmuştur.
Kız Kulesi açıklarına gelen Rus vapurunun bordasına , mevcut izdihamdan Gazi Osman Paşa yı kurtarmak için, süslü ve ihtişamlı bir sürü saltanat kayığı yanaşmış ve kendisini buradan alarak Paşa İskelesi ne götürmüşlerdi.
Gazi Osman Paşa , refakatinde Serasker Rauf Paşa ile birlikte saltanat kayığından çıkarken, Padişahın Başyaveri ve Sultan Aziz'in damadı Müşir Dağıstanlı Mehmet Paşa eline sarılmış ve: "Namınamü akdesi padişahiye beyanı hoşamediye memur" olduğunu belirterek heyecanla elini öpmüş Gazi Osman Paşa da kendisini hasretle kucaklamıştı.
Bu sırada iskeleyi dolduran halk: "Hoş geldin ey namuslu kahraman, çok yaşa Gazi Osman " nidaları ile ortalığı inletmiştir.
Sultan Abdülhamid, koşumları altın ve gümüşle işlenmiş bir çift iri yağız Rus katanası koşulu landosunu, binmesi için Osman Paşa'ya tahsis etmişti. Bu ilk saltanat arabasına Gazi Osman Paşa tek başına binerek sağ tarafa oturmuş, Serasker rauf Paşa ve Gazi Osman Paşa nın yaveri Tevfik Paşa da ikinci arabada yeralmkış, mabeyn erkanının da yerlerini almalarıyla , halkın heyecan içerisinde doldurduğu ve kapladığı Beşiktaş Caddesi , Serencebey Yokuşu geçilerek Yıldız Sarayı'na doğru hareket edilmişti.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
| Yanıtla #22 |
« : 29 Mayıs 2006, 18:55:41 Pzt » | |
Fox
Successfull
2 Kalp

Mesaj Sayısı: 2394
Üye No: 1
Cinsiyet:
Rep : +1620/-123
Pano: ?+! = ½
|
Gazi Osman Paşa nın bulunduğu araba Yıldız Sarayı'ndan içeri girince: "Gazii meduhul-efali bizzat kendim istikbal edeceğim!" diyen Sultan Abdülhamid kendini tutamayarak teşrifat ve merasim hudutlarını dinlemeyerek Divanı Hümayun merdivenlerinin ortasına kadar kollarını açarak yürümüş ve Gazi osman Paşa'yı "Gel benim kahraman Osmanım! Berhüdar ol! şanı milleti ancak sen muhafaza ettin. Vatan uğurunda yaptığın gazaya bütün cihanı hayran eyledin. Osmanlı askerliğinin şerefini sen göklere çıkardın. Senin gözlerini öpmek için hasretle ahdetmiştim. Gel ahdımı yerine getireyim. Gözlerini öpeyim", diyerek karşılamıştır.
Merdivenleri ağır ağır inmekte olan Padişahın kendisine doğru gelmekte olduğunu gören Gazi Osman Paşa ileriye doğru atılmış ve: "Şevketli Padişahım ! Sağ kaldığım için gönlümde tek bir sevinç varsa o da zatı şahanelerinin ayak türabına yüzümü, gözümü sürmek için nice yıllardır kalbimin en mahrem hücresinde cevheri can gibi sakladığım bir emeli mukaddesenin husulü içindi. Allahu Teala hazretlerine hamdolsun ki bugün o şerefe de kavuştum " demiştir.
Uhdesine taşıdığı vazifelerin ve II Abdülhamid'e olan yakınlığının kendisine kazandırmış olduğu avantajlardan yararlanarak siyasi çalışmalarda da bulunan Osman Paşa'nın en büyük mücadelesi ordunun ıslahı konusunda olmuştur. Yapılması düşünülen ıslahat hareketinin kendi değerlerimize dayanan ve dış bağımlılığı doğuracak her türlü teşebüsten uzak bir program dahilinde yapılması gerektiği fikrini savunmuş ve bu fikri benimseyenlerin temsilcissi durumunda olmuştur. Onun bu davranışı İngiliz yanlısı bir politika izleyen başta Tunuslu Hayredin Paşa olmak üzere Fuat ve Nusret Paşalarla anlaşmazlığa düşmesine sebep olmuş, bu durum ise kendisini Sultan II Abdülhamid in gözünden düşürmek ve İstanbul dan uzaklaştırmak için, aleyhinde birtakım suçlamalar ve ithamlarda bulunulmasıyla neticelenmiştir.
Osman Paşa nın saray muhiti içerisindeki önemli çalışmalarından biri de ülema sınıfı ile işbirliği içerisinde olması ve dini sınıfın liderliğini yapmış bulunmasıdır.
Muhalifler tarafından her türlü girişimlere rağmen Osman Paşa yirmi üç yıl süren (1877-1900) Saray hayatı esnasında kendisi II Abdülhamid e sadakatle bağlı kaldığı gibi Abdülhamid'e de Ona karşı güven beslemiş , iki oğlunu iki kızına damad etmiş, cuma ve sair selamlıklarda karşısına almak suretiyle kendisine olan itimadını ızhar etmiş ve hatta başta İngiliz elçisi Mr.Layard olmak üzere, muhalifleri tarafından aleyhinde söylenen sözlere fazla iltifat etmemiştir.
Askerlik sanat ve dehasının kendisinde toplandığına şahit olduğumuz fazla uzun olmamakla birlikte vakur ve heybetli bir görünüm, iri ve kuvetli tıknaz bir vücudun sahibi olan Gazi Osman Paşa 'nın 1900 (1833-1900) yılındaki ölümü gerek yurtiçinde gerekse yurt dışında büyük bir teesürle karşılanmış ,kendisine duyulan sevgi ve saygının bir neticesi olarak adına şiirler ve marşlar söylenmiş , ismi kasabalara , semtlere ve okullara verilmiştir. Osmanlı askeri tarihinde yapmış olduğu başarılı hızmetlerinden ve kazanmış olduğu haklı şan ve şöhretinden dolayı o her zaman için saygı ve hürmetle anılmaya devam edecektir.
_________________________________ Sırpsındığı Savaşı
Edirne'nin fethi Türklere Balkan fetihlerinin yolunu açtı. Lala Şahin Paşa, Bulgaristan'a girerek Filibe'yi, komutanlarından Evrenos Bey ise Serez'i aldılar (1363). Yeni fethedilen yerlere Türkler yerleştirildi. Edirne ve Filibe'nin fethi bir haçlı seferinin düzenlenmesine neden oldu. Papa V. Urban'ın teşvikiyle Sırplar ve Bulgarlar başta olmak üzere Macar, Bosna ve Eflaklılar, büyük bir haçlı ordusu hazırlayarak Edirne üzerine harekete geçtiler.
Osmanlı komutanlarından Hacı İlbey, ordusu ile beraber Meriç vadisi boyunca düzensiz bir şekilde ilerleyen düşmanların bu durumundan yararlandı. Kuvvetlerini üçe ayırarak bir gece baskını düzenleyen Hacı İlbey, büyük bir zafer elde etti (1364). Tarihe 'Sırp Sındığı Savaşı' olarak geçen bu zaferle, Rumeli'deki Türk hakimiyeti kesinleşti ve ilk Haçlı Ordusu etkisiz hale getirildi.
Osmanlı birlikleri Sırp Sındığı Savaşından sonra Bulgaristan'a girdiler ve yukarı Bulgaristan'ı fethettiler. Karşı koyamayacağını anlayan Bulgar Kralı Yuvan Şişman, Osmanlı Hakimiyetini kabul etti ve kız kardeşi Maria'yı Murad Hüdavendigar'a verdi (1369). Osmanlı Ordusu Makedonya üzerine yürüdü. 1371 yılında kazanılan Çirmen Zaferi ile Makedonya Osmanlı topraklarına katıldı. Sırp Kralı Lazar da, Bulgaristan Kralı gibi Osmanlı hakimiyetini kabul etti ve yıllık vergiye bağlandı.
Çandarlı Hayreddin Paşa komutasındaki Türk birlikleri Selanik Zaferini kazandı (1374), Niş (1375), İştip, Manastır, Pirlepe (1382) fethedildi. Osmanlı birlikleri Arnavutluk ve Bosna-Hersek içlerine akınlar düzenledi. 1385 yılında Ohri fethedildi. Aynı yıl Arnavutluk'ta Savra zaferi kazanıldı. Bir yıl sonra Sofya'nın fethi gerçekleştirildi.
1381 yılında Şehzade Bayezid'ın Germiyan Hükümdarı Süleyman Şah'ın Kızı Devlet Hatun'la evlenmesi dolayısıyla, Kütahya, Simav, Eğrigöz ve Tavşanlı Osmanlılara verildi. Aynı yıl, Hamidoğulları Beyliği'nden altı şehir parayla satın alındı. Balkanlardaki fetihler devam ederken, Murad Hüdavendigar bir yandan da Anadolu taraflarına yöneldi. 1386 yılında Konya Ovası'nda ilk Osmanlı Karaman Savaşı yapıldı. ________________________ Şark Meselesi
Bu deyim, ilk kez Viyana Kongresinde (1815) Çar I. Aleksander tarafından Osmanlı topraklarında yaşayan Rumlar için kullanıldı. Esas anlamını, Osmanlı Devleti'nin 1838 Balta Limanı Antlaşması ile iktisadi ve 1839'da Mehmet Ali Paşa karşısında alınan yenilgi ile de asker" iflası üzerine bir çeşit gölge devlet durumuna düşmesi ile kazandı. Avrupa'nın herhangi bir büyük devleti, istediği zaman Osmanlı topraklarını istila edip sömürge haline getirebilecek güce sahipti. Eğer, Osmanlı Devleti dünyanın başka bir köşesinde bulunsaydı bunun kısa zamanda gerçekleşmesi beklenebilirdi. Ne var ki, Osmanlı Devleti Avrupa'nın içinde ve dışında öyle hassas bir konuma, yani jeopolitiğe sahipti ki, hiçbir büyük devlet tek başına Türk ve Müslümanları bu topraklardan atıp bölgenin tek hakimi olmaya cesaret edemiyordu. Batılı devletler için Osmanlı topraklarını herkesi tatmin edebilecek bir biçimde paylaşmak da mümkün görünmüyordu. Öte yandan Osmanlı Devleti, durduğu yerde milliyetçilik hareketinden dolayı bir parçalanma sürecini yaşamaktaydı. Bu süreç bile Avrupa Devletlerini birbirine düşürmeye yetiyordu.
Batılı Devletler, Doğu ya da Türkiye sorununa iki açıdan bakıyorlardı. Bu bakış açılarından birisini açıkça ifade etmelerine karşın ikincisini hiç gündeme getirmemeye gayret ediyorlardı. Doğu Sorunu'nun açıkça ifade edilen yanı aslında Rusların Osmanlı topraklarına doğru yayılma tehlikesiydi. Sorunun gündeme getirilmeyen, ya da Rus tehlikesi gibi açıklıkla ifade edilmeyen yani Batı Devletleri'nin hepsinin Osmanlı Devleti'nin yıkılacağına kesinlikle inanmış olmalarıdır. Ancak, çok geniş bir alana yayılmış olan bu devlet istenmeyen bir zamanda yıkılırsa; aralarında büyük çekişmeler, hatta savaşların çıkacağına inanıldığından, Osmanlı Devleti'nin yönetimi altındaki yerlerin bütünlüğünün Avrupa Devletleri'nin barışı için bir süre daha korunması lazımdı.
Tanzimat döneminde, Osmanlı Devleti'nin en ateşli savunucusu hiç şüphesiz Stratford Canning idi. Fakat Canning, aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin Müslüman devlet oluşu itibarıyla Osmanlı'nın en sert düşmanıydı. Ona göre, Osmanlı Devleti'ndeki baş sorun Türkler'in müslüman oluşuydu. Bu yüzden İngiltere, Halife-Sultan'dan "Müslümanların dinden çıkmakta ve Hıristiyanlığı kabul etmekte serbest olduklarını ilan edici bir emirname yayınlamasını" istedi. Ancak, İngiltere'nin bu isteğine 1854'te cevap veren Ali Paşa "padişah böyle bir teklife boyun eğecek olursa milletin ruhani başkanı olmaktan çıkar ve hükümdarlığı da uzun sürmez. Size ancak diplomatik yolla, müslümanlıktan çıkanlara karşı idam cezası verileceğini vaad edebiliriz; fakat bunu bir hukuk", yazılı kural şekline dökersek halkı ayaklanmaya sevk eder ve Ulema arasında zaptedemeyeceğimiz bir patlamaya sebebiyet veririz" | | |