
Mesaj Sayısı: 771
Üye No: 2761
Cinsiyet:
Rep : +6/-5
Pano: KaRaNLıKTaN SoNSuZ aYDıNLıĞa
|
 |
« : 06 Temmuz 2006, 21:19:32 Prş » |
|
Câiz: Yapılması sahih ve mübah olan herhangi bir fiil. Olur, olabilir. Câize : Azık, yol yiyeceği. Hediye, armağan, bahşiş. Câriye: Muhârebede İslâm düşmanlarından esir edilen kadın hizmetçi. Akıcı olan. Seyreden, giden. Cebbâr : Allahü teâlânın esmâ-ü hüsnâsından. İstediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan. Kudret sâhibi. Cebr : Zor, zorlama. Düzeltme, tamir etme. Cebriyye : Bozuk fırkalardan. Kulun hiç bir fiil, irâde ve kudrete sâhip bulunmayıp, yanlızca ilâhi fiillere sahne teşkil etmeye mecbur olduğunu kâbul ederler. Cedel : Nizâ. Hakkı bulmak için olmayıp, gâlip görünmek için çekişme. Cehâlet: İlimden ve her nevi müsbet ma'lûmattan habersiz olmak. Câhillik, bilmezlik. Cehd: Gayret. Nefsin isteklerine karşı gelmek. Güç ve kuvvetini ziyâdesiyle sarf etme. Cehennem: Allahü teâlânın emirlerini yapmayıp yasaklarından kaçınmıyan ve o'na inanmayanların âhirette cezâlandırılacakları yer. Cehl-i mürekkeb: Çok câhil. Bilmemekle berâber, bilmediğini de bilmemek. Celâdet Yiğitlik, bahadırlık, metânet. Celâl: Allahü teâlânın kahrının ve azametinin tecellisi. Sonsuz derecede büyüklük. Hiddetlik, hışım. Celâllenmek: Hiddetlenmek,kızmak. Celb: Kendi tarafına çekmek. Çekmek, götürmek. Cemâd: Taş, toprak, ma'den gibi cansız olan cisimler. Cemâl: Allahü teâlânın lütuf ve ihsânı ile tecelli etmesi. Yüz güzelliği. Cem'iyyet: Topluluk, birlik,Hey'et. Bir yere toplanma. Cennet : Allahü teâlâya inanıp emirlerini yapan ve yasaklarından kaçınanların âhirette mükâfaatlandırılacakları yer. Cepken: Bir nevi örtü. Cerbeze: Hikmetin aşırı olması, ukalâlık. Cerh : Yara. Yüz ve baştan başka uzuvlardan birisini yaralamak. Birisine söğmek. Bir kimsenin fikrini çürütmek. Cerh ve ta'dil: Hâfız ve mütehassıs bir hadis âliminin, günahkârlık, yalancılık. gibi sebeplerle, bir râvinin rivâyetini reddetmeye ''Cerh''; bir râviyi, rivâyeti kabul olunacak şekilde vasıflandırmaya, böyle olduğunu açıklamaya ''Ta'dil denir. Cerib : Arab yarımadasında kullanılan 216 litrelik bir hacim ölçüsü. Dönüm. Cerir: Devenin boynuna taktıkları ip. Cevâd: Çok ihsân edici, çok cömert. Cevdet: Kusursuzluk, güzellik, iyilik, cömertlik. Cevher: Bir şeyin özü. Kıymetli taş, elmas. Element. Cevr-ü cefâ : Haksızlık, ezâ zulüm. Cezbe: Allahü teâlânın muhabbetiyle kendinden geçme hâli. İstiğrak. Cibâyet: Vergilerin ve diğer devlet gelirlerinin tahsil edilmesi. Cibril (Cebrâil) : Allahü teâlânın emirlerini peygamberlere getirmekle vazifeli melek. Dört büyük melekten biri. Cidâl : Sözle mücâdele, güzel ahlâka yakışmayan tavır ve hareketler. Cife: Leş. Kokmuş et, ölü hayvan. Cifr: Harflere verilen sayı kıymeti ile, geçen hâdiselere, ibârelerden târih ve isme dâir işâretler çıkarma ilmidir. Cihâd : Allahi teâlânın dinini yaymak için din düşmanlarıyla ve nefsle yapılan mücâdele. Cimri: Pinti. Kimseye bir şey vermek istemeyen. Hasis. Cinâs: Benzeyiş, münâsebet . Bir çok ma'nâya gelebilen söz. Cin (peri) : Ateşin alev kısmından yaratılmış cisimler olup her şekle girebilen ve gözle görülemiyen mahlûklar. Mükellef olup, âhirette Cennete veye Cehenneme gideceklerdir. Cisim : Varlığı bilinen, mekânı ciheti, uzunluğu, genişliği, derinliği olan şey. Cizye : Gayr-i müslimlerden alınan vergi, haraç. Cûd: Cömertlik, eli açık olmak. Muhtaçlara yardım etmek. Cübn: Ürkeklik, korkaklık. Korkak olma. Cülûs : Oturma, oturuş. Pâdişâhların tahta geçmesi. Cür'et : Cesâret, yiğitlik, korkmadan ileri atılma. Cürüm: Kabahat, kusur hatâ, isyân kânun hilâfına hareket. Cüz: Kısım, parça. Kur'ân-ı kerimin otuzda bir parçası. Çeşti: Hâcegânı Çeştiyye yolunun büyükleri.
|