ZUZUU: MUDOM ZUZUN SENİ ÇOK SEVİYO AMA BAZILARI YÜZÜNDEN GEÇİCİ AYRILIK YAŞASAKTA GÜNEŞ GİBİ DOĞACAZ VE HEP BERABER OLCAZ AMA ZAMANA İHTİYACIMIZ VAR ZAMANA HER NE OLURSA OLSUN SENİ HEP SEVDİM VE HEP SEVECEĞİM SONSUZ AŞKIMMMMMMMM| ELiTLiN: Seni Seviyorum|

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bilge Hikayeleri  (Okunma Sayısı 751 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Burak
ƒσяυм мαѕтєя
3 Kalp
*

Offline
  Mesaj Sayısı: 4560
  Üye No: 1685
  Cinsiyet: Bay
  Rep : +1110/-149
  Pano: ! RuHSuZ !
burak@hatira.net

Üyelik Bilgileri WWW
« : 18 Temmuz 2006, 13:50:46 Sal »




Gül Yaprağı
Uzakdoğu’da bir budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.

Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı, kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak veya çan, zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı. İçerideki budist rahip, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı.

Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu. Sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.

Yabancı, tapınağın bahçesine döndü. Aldığı bir gül yaprağını kabin içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı içerideki budist rahip saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.




İyi Haber
Arjantinli ünlü golfçü Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı.

Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaştı. Kadın, başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı.

Kadının anlattığı öykü de Vincenzo’yu çok etkilemişti, hemen cebinden bir kalem çıkarttı ve turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı çek defterine. Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona; "Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın" dedi.

Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, profesyonel golf derneğinin bir görevlisi yanına gelerek; "Otoparktaki görevli çocuklar geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanınıza bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunuzu söylediler bana" dedi. De Vincenzo, evet anlamında başını salladı. "evet" dedi.

Görevli, "Size bir haberim var. O kadın bir sahtekardır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok. Sizi fena halde kandırmış arkadaşım."De vincenzo; "Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu?" Dedi. "Hayır, yok" dedi görevli. "İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber" dedi, de Vincenzo.




Başarı, Zenginlik ve Sevgi
Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliğiyle evine davet etti; "Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de kesinlikle acıkmış olmalısınız", dedi. "Lütfen içeri gelin, size yiyecek birşeyler hazırlayayım."

Üç yaşlıdan biri, kadına, eşinin evde olup olmadığını sordu. Kadın, eşinin biraz önce çıktığını, şu anda evde olmadığını söyledi. Yaşlı adam, başını iki yana salladı; "Eşiniz evde değilse, biz de davetinizi kabul edemeyiz", dedi.

Akşam eşi geldiğinde, kadın karşı kaldırımdaki yaşlı adamlarla arasında geçen konuşmayı anlattı. "Senin evde olmadığını öğrenince, içeri girmek istemediler" dedi. Yaşlı adamların budavranışlarını öğrenince, kadının eşi üzüldü. "Bir bakıversene dışarı", dedi. "Hâlâ oradalarsa, şimdi davet edebilirsin eve."

Kadın kapıyı açar açmaz, karşı kaldırımdaki bembeyaz sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı. "Eşim geldi, şimdi evde" dedi ve onlara davetini yineledi; "Yemeğimizi birlikte yemek için sizi şimdi davet edebilir miyim evimize?"

Kadının davetine yaşlılardan biri yanıt verdi; "Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz", dedi ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı; "Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı, zenginliktir. Bu yanımda oturan arkadaşımın adı başarı, benim adım ise sevgidir.

Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu "Şimdi evinize gidin ve eşinizle başbaşa verip, bir karara varın", dedi. "İçimizden sadece birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin, sonra gelin, kararınızı bize bildirin."

Kadın, sevginin önerisini eşine anlattığında, adam sevinçten göklere fırladı. "Aman ne güzel, ne güzel", dedi. "Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden zenginliği davet ederiz ve evimiz de bir anda zenginliğe kavuşmuş olur."

Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi. "Başarıyı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş olmaz mıyız, kocacığım?", dedi.

Kayınvalidesiyle, kayınpederinin bu konuşmasına, içerideki odada bulunan gelinleri de kulak misafiri olmuştu. Koşarak içeri girdi ve o da kendi önerisini söyledi; "En doğru karar, sevgiyi davet etmek değil midir?", dedi. "Düşünsenize, evimiz bir anda sevgiye kavuşacak"

Gelinin bu önerisi, kayınpederin de, kayınvalidenin de çok hoşlarına gitti. "Tamam, en doğru karar bu olacak" dediler. Sevgiyi davet edelim..."

Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu; "İçinizde hanginiz sevgiydi? Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun..."

Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı. Arkadaşları da ayağa kalktılar ve sevginin arkasından, onlar da eve doğru yürümeye başladılar. Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, zenginlikle başarıya sordu; "Siz niçin geliyorsunuz? Ben yalnız sevgiyi davet etmiştim."

Kadının bu sorusuna, üç yaşlı birlikte yanıt verdiler; "Eğer içimizden yalnız zenginliği ya da başarıyı davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda bekleyecektik. Fakat siz sevgiyi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorundayız evinize."

Ve kadının "niçin?" diye sormasını beklemeden, zenginlik ve başarı sözlerini şöyle sürdürdüler; "Çünkü sevginin olduğu her yerde, biz zenginlik ve başarı da her zaman, onun yanında oluruz.




Küçük İstavrit
Küçük istavrit, yiyecek birşey sanıp hızla atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında, gümbür gümbür oldu yüreği. Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü, neye benzerdi acep gökyüzü

Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu. "Dudağı yarıklar" denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü, insanı, oltadan son anda kurtulanlar.

Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu; küçük istavrit anladı yolun sonu; koca denizlere sığmazdı yüreği, oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.

İnsanlar gelip geçtiler önünden; bir kedi yalanarak baktı gözünün içine;yavaşça karardı dünya başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.

İşte tam o anda eğilip aldım onu; yürüdüm deniz kenarına; bir öpücük kondurdum başına. İki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öylece bakakaldı; sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederimi söküp atarak teşekkürü de ihmal etmemişti; birkaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak.

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme; sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye? "Bir gün" dedim, "Bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir umudum olsun diye"



Kavanozdaki Taşlar
Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine, "Haydi, küçük bir deney yapalım" demiş. Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonrabir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş.

Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş; "Kavanoz doldu mu?" Sınıftaki herkes, "Evet, doldu" yanıtını vermiş. "Demek doldu ha" demiş hoca. Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş.

Kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler. Yeniden sormuş öğrencilerine; "Kavanoz doldu mu?" İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler; "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler.

"Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden; "Kavanoz doldu mu?" "Hayır dolmadı" diye bağırmış öğrenciler.

Yine "Aferin" demiş hoca. Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış. Sormuş sonra; "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?"

Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış; "Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."

"O da doğru ama" demiş zaman kullanma hocası; "Çıkartılması gereken asıl ders şu: eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."

Ve ardından herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş; "Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri, onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz.
Logged

Hayatı ucundan yakalama !

Boğarcasına sımsıkı sarıl...
Etiketler : Bilge Hikayeleri, Paylaşım, Oyun, Bilge Hikayeleri, Film, Eğlence, Bilge Hikayeleri, Dizi, komik, Bilge Hikayeleri
« : 18 Temmuz 2006, 13:50:46 Sal »
damt
Banned
*

Offline
  Mesaj Sayısı: 99
  Üye No: 6477
  Cinsiyet: Bay
  Rep : +0/-3

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : 02 Eylül 2006, 18:56:54 Cts »

 

Gönül iklimi’nin sevgi atmosferinde hepinize selam,

            selamların özü gül selamı, sevgi selamı...

            İlk insanın yaradılışından beri insanı içten içe saran, bütün canlıları besleyen manevi gıda olarak “SEVGİ” günümüze dek ilahi tesiriyle dertlere şifa, hastalara deva, aşıklara vefa kaynağı oldu.Kıyamete kadar da hayatın dinamizmi sevgi olacaktır.”Diriliş”e sebep ,murad’a  götürecek  hedef,

Yine hep sevgi olacaktır.İnsanın Allah’a yönelişi,yalnız O’nun, yalnız O’nun  hasretiyle yelkenler açması, duygularının kanatlanması; sevgi, sevgi ve sevgidendir.Çünkü Allah insanı yeryüzünün en şerefli mahluku olarak severek yaratmıştır.Mecnun!un destanlaşması, Emrah’ın kalıcılığı, Kerem’in takati, Ferhat’ın dağlar delmesi ve yüzlerce aşk kahramanlarının, binlerce versiyonda görülmesi ruhlarının sevgiyle mayalanmasındandır.

            Çöller ve bozkırlar, toprağın bağrındaki tohumlar yağmura ne kadar muhtaçsa,çağın bunalttığı insanoğlu da sevgiye o denli muhtaçtır.Sevgi yoksunu ruhların yükselmesi imkansızdır.Çiçekler ve kelebekler, güller ve bülbüller sevgiyle gerilir, kuşlar sevgiyle uçuşur.Bebekler annenin şefkat dolu kucağında  sevgiyle büyür.Gönüller kapısının anahtarı sevgidir.Mutluluğun, huzurun ve güvenin şifresi bu kelimedir.

            İnsan ile Sevgi arasındaki münasebet neyse, Yunus ile Sevgi o kadar özdeştir.Sevgi denince hemen hemen ilk akla gelen Yunus Emre’dir.Yaradılışın  manasını nasıl sevgide buluyorsak , insanlık sevgisini de  Yunus’ta buluyoruz.Horasan’dan kopup gelen sevgi yumağı, Anadolu peteğine dolan bal gibidir Yunus Emre...

            İnsanları ilk önce gönüle çağırarak;

            “Gönül Çalab'ın tahtı

            Çalab gönüle baktı”

Diyen Yunus Emre,

            “ben gelmedim daevi için

            benim işim sevi için

            dostun evi gönüllerdir,

            gönüller yapmaya geldim”

diyerek insanları gönülden ağırlamakta, dili ile, üslubu  ile iletişim kurarak gönüllere sevgi nakşetmektedir.

            “Elif okuduk öttürü,

            Pazar eyledik götürü

            Yaratılanı hoş gördük,

            Yaratandan öttürü...”

Dörtlüğü  bile yalnız başına O’nun  dünya görüşünü, insanlık sevgisini anlatmaya yeterdir.İnsanlar arsında fark gözetmediğini;

            “Yetmiş iki millete bir göz ile bakamayan,

            Şer’in evliyasıyla hakikatte asidir” beytiyle anlatırken ayrımcılık yapanların, renk dil, ırk ayrımı yapanların Müslüman gözükseler de Allah’a karşı gelmiş sayılacaklarını ima eder.

            Asırlardır Türk milletinin gönlünde yaşayan, adı,şiirleri dilden dile dolaşan  Yunus Emre sadece bir şair değildir.Ermişliğinin yanında derin bir tefekküre sahip,hakka çağıran bir gönül eridir.Yunus’ta engin ve zengin bir sevgi vardır.O, “sevelim sevilelim” derken bunu fizikötesine taşırır ve “Yaratılanı sev yaratandan öttürü “ mısrasıyla, fani varlıkla mutlak varlık arasında metin bir köprü kurar.

            “Gözsüze fısıldadım, sağır sözüm anladı

              Dilsiz çağırıp söyler dilimdeki sözümü”

Demekle bu sevginin dışında kimseyi bırakmıyor.Ve Yunus aşıktır.Öyle ki aşk ile her şeyin  son bulacağına inanır:

            “-Aşk gelecek cümle eksikler biter”

            Yunus’un sevgisi toplum varlığından uzak pasif anlamda bir duygu değildir.Ne dediğini, nereye varmak istediğini gayet iyi bilir:

            “Fukara kalbine her kim dokuna

              Dokuna sinesi Allah okuna...”

            Yunus’a göre aşk yalnız Allah’a yönelmektir.

            “Cennet Cennet dedikleri,

            Birkaç köşkle birkaç huri

            İsteyene ver onları

            Bana seni gerek seni..”

mısralarında sevgi adına Allah’ı arzuladığını ve kendini aştığını anlıyoruz.”Allah Sevgisi”ni  ibadet olarak gören Yunus’a göre; insanlar sevilmelidir, çünkü ruh yönüyle Allah’tan gelme varlıklardır.

            “İşitin ey yarenler, aşk bir güneşe benzer

             Aşkı olmayan gönül bir kara taşa benzer”

            Yunusun dünyası sevgidir, Ona göre hayatın gayesi, hikmeti de sevgidir.Allah sevgisi..İnsan bu sevgiyi kainatta her varlıkta  müşahade  edebilir.Onun için Yunus’un dünyasında  varlıklar önemli bir yer tutar.Bilhassa bitkiler içinde çiçek, mevsimler içinde bahar  apayrı b,ir yer tutar.Gül bu baharda gülüverir:

            “Varam  ol dosta kul alam hem açıluban gül olam

            Hem ötüp bülbül olam, turağım gülistan ola...” ve bu gönül dünyasında:

            “Hep baharlar açılır,

            Tesbih okur çiçekler

            Biribirinden seçilir

            Tesbih okur çiçekler”

Ve bu güzellik içerisinde;

            “Zerrin çiçek zikreder

            Mor menekşe şükreder

            Cümle bağlar, bahçeler

            Tesbih okur çiçekler..”

            Bu güzel adamın, bu güzel sesi Hadid Suresindeki “-Göklerde ve yerlerde  ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder.Aziz ve Halim olan Odur.Gökleri ve yerlerin hakimiyeti Onundur.Diriltip yaşatan O’dur.O her şeye kadirdir.”Ayeti’nin tebliğidir.

            Yunus bu mısraları insanlara ebedi hayatı kazandırmak için , iki dünya mutluluğuna götürecek bir yol açmak için okumaktadır.

            “Vatan bize Cennet dürür, yoldaşımız ol Hak dürür

              Haktan yana yönelerek diğer yollar dardır bize”

                        .................................................................................................

            Yunus Emre sevgisinin günümüze taşınmasında , Onun tesirinde kalan şairlerin büyük bir payı vardır.Daha Yunus hayatta iken başlayan bu tesir  günümüze kadar gelişerek devam etmiş, edebiyatımızda bütün akımların  dışında bir “Yunus Emre Mektebi” oluşmuştur diyebiliriz.Bu mektepte  talebe(öğrenci) şunu şiar edinecektir:

            “İlim ilim bilmektir, ilim kendün bilmektir

             Sen kendini bilmezsen  ya nice okumaktır”

            İlmin de , ibadetin de insanı nefsin kölesi olmaktan kurtarması gerekir.Kişinin bu olgunluğa erişmesini  engelleyen kibir, gurur ve  kindir.Yunusa göre kuru bilginin  manevi bakımdan kimseye faydası yoktur:

            “Alimler kitap düzer karayı aka yazar

             Gönüllerde yazılır bu kitabın suresi”

Yani gerçek bilgi aşk kitabından okunan  bilgidir.Bu bilginin talim yeri Aşk medresesi, ders vereni Allah’tır.İşte bundan dolayıdır ki  Yunus Emre kendini okuma-yazması olmayan biri gibi  göstermiştir.Bu ondaki alçak gönüllülüğün, tevazuunun yansımasıdır.Fakat Onun çağrısı  Anadolu’yu aşarak dalga dalga dünyaya yayılmış, 1991 yılında “Dünya Sevgi Yılı”na hatırlanacağı üzere mührünü vurmuştur.Şiirlerinden Arapça ve Farsça’yı bildiğini anladığımız Yunus Emre xııı.yy.da  Anadolu’da yeni bir edebiyat dilinin doğuşunda önemli rol oynamıştır.Risalet-ün Nushiyye ve Divan olmak üzere

İki eseri bilinmektedir.

            Yunus ötelerin şairidir.Sevgili burada değil, ötelerdedir.O bir savaş kahramanı değil, barış ve aşk kahramanıdır.

            Özetin özeti olarak diyebiliriz ki Yunus Emre’nin dünyası sevgidir.Sevgi hissi de  insana yaradılışla verilmiş ebedi bir histir.Zaten yaradılışın  esası iman ve sevgidir.

            Sevgi, sevgi, sevgi...

Logged
Yanıtla #1
« : 02 Eylül 2006, 18:56:54 Cts »
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer: