berkamnt
Tue 13 May 2008, 12:16 am GMT +0200
I
Kayboldum pusulasız gemilerin yol aldığı okyanuslar da...
Bir gülüşe teslim ettim sonrası gözlerimi...
Kapattım içimde çığıldaşan sesleri, hepsini toplayıp gönlümdeki en derin dehlizlere kapattım...
Kendime bir yer beğendim olmayan denizlerin, olmayan dalgalarının arasından... Vücudumu terk etti benliğim, kaçtı çok uzaklara...
Uzaklaştım kendimce, kendimden...
Uzak ellere teslim ettim senli düşleri, bir daha hiç almamacasına, aldatmamacasına...
El açtım semaya, düşlerimi diledim Tanrıdan...
Sonrası; Karanlık yastık altı düşleri... Boğuyor bugünlerde yastığım beni, çarşafım saramıyor bütün bedenimi...
Kefenlemek isterim bazen kendimi, cebimde bütün biriktirdiklerimle...
Farklı zamanların aynı yanılsamaları içindeyim, iyiden iyiye düşüyorum cehennem çukurlarına...
İnce bir köprü var önümde... Kılıçtan keskin, senden daha ince...
Merdivenler var, gözümün önünde...
İndikçe bitmiyor merdivenler, aksine yükseliyor göğe...
Gök ateşe yanmış, yerse maviliğe...
Denizler çekilmiş saçlarımın dibinden, vurmaz olmuş dalgalar kirpiklerime...
En uzak diyarları yakın eden umudum yok artık, oda kaçmış baharla birlikte...
Kara kış kapıda, yağmurlar yağmaya başladı bile tenime...
...
İçim sıcak, dışım soğuk...
Sağım,
Solum,
Önüm,
Arkam sobe...
"Gözlerini Gözlerimin İçinde...
II
Saklı şiirlerim, tozsuz raf diplerinde şimdi...
Uzak zamanlar da, yakın yanılmasamalar yakaladım gözlerinde,
Yalpaladım, yalpaladıkça çektim dibine...
Çöktüm en derinine... Ne bir ses, ne bir ışık...
Her yer karanlıktı gözlerinin çeperi gibi...
Duvarlara vurdum, düşüncelerimi... Haykırdım içimsizliğimi...
Bakmadın, duymadın, anlayamadın beni...
"Bir volkanın habercisiydim ben... Ben haberci, yüreğim volkan...
Akıp gideceğimi bilemedin avuçlarından..."
Yakıcı, keskin ve acıtarak...
III
Gidişler, sürgün...
Kalışlar, kaybolmak...
Dudaklarım titriyor Aralık ayının ayaz gecesinde... Pencere kenarını mesken tutmuş bir yürek şehri izlemekte...
Uzakta belli belirsiz ışık huzmeleri yanıp yanıp sönüyor... Aslında ışıklar çok ama ben en sönükleri seçiyorum sanırım...
Daha bir dikkat kesiliyorum böyle zamanlar da... Hani yıldızlara bakarsın ya, kimisi daha parlaktır, kimisi daha sönük...
Sanırım öyle bir şey...
Ruhum bedenimden sıyrılalı çok oldu zaten... Kayıp şehrin sokaklarında dolaşıyor şimdilerde...
Kaldırım taşları kırık, sokak lambaları eğrilmiş, bellerini bükmüş, parklar bomboş...
Şehir de gayri nizami bir şeyler var hissedebiliyorum...
Karanlıklar da kayboluyor yürekler, sonra bir daha dönmemecesine yoruluyorlar, yığılıp kalıyorlar bir duvar dibine, ağaç kovuğuna ya da sığınıyorlar bir dikili taşın altına.
Bilirsin söylerim; "En huzurlu olduğum yer yüreğindir..."
Hala öyle...
Ölümlü uykum da bile rahatım artık... Çünkü içim yüreğinde...
Şimdilik elveda diyorum tozlu rafları süsleyecek olan günlük...
"Kayıp şehirden sana tek bir nota gönderiyorum, o da çığlık!.."
IV
Sonsuz rüyaların ötesine varmak gibi bir şey uyku...
Ölümün yarım yamalak kalmış hali eski zamanlardan bugüne...
Uyumak istiyorum bugünler de... Hiç uyanmamak adına intiharlar düşünüyorum aklımın saklı köşelerinde...
Bir türlü çıkarıp elime, dilime dökemiyorum. Kara katran, çetrefilli kelimeler içimde...
Kaldırımlar arasında dolaşan su birikintilerine eş yalnızlığım...
Bir martının gözünde saklı hüznüm, özlemim, içimde biriktirdiğim senli anılarım...
Bekliyorum...
Zamanı dilimlerine ayırıyorum, her ayrı zamanı senle dolduruyorum, sana eş yapıyorum...
Sonra kendimi sıkıştırıyorum bir araya, tıklım tıkış hayat gibi...
Hani sabah işe yetişmek isteriz de, kahvaltı yapmadan çıkarız... Sonra karnımızı doyuracağımız yer ya bir simitçi olur ya da bir börekçi... İşte bir çok şeyi sıkıştırdığım gibi seni de tıklım tıkış zamana dolduruyorum.
Bunu yaparken düşünmüyorum bile, varsın olsun... Saat sen olsun, saniyeler ben...
Her Altımış'ımda bir sen olayım... Her Yirmidört Altmış'ta sana varayım...
Öleyim kucakların da, öleyim saçlarının arasında
Kavrulayım elası, mavisi, yeşile birbirine geçmiş gözlerinde
Ayna olayım düşlerine, sonra kırılıp param parça olayım ellerine
Döküleyim yağmur misali benliğinin üstüne
Her zerrem içine işlesin, kokum gibi
Her dokunuşum ölüm olsun, bir daha uyanır gibi
Her uyku, senle süslü bir rüya olsun bana ey sevgili...
"Ölüm bir yürekte ki atış kadar yakındır bize... Nasıl Tanrı o kadar yakınsa..."
V
Eksik Bölüm...
Bir acının bıraktığı izdeydi yüzüm... Kırışmış yıllar vardı, yüzümün eteklerinde...
Özlemlere eş tutulan, kırık beyaz tebessümlü gamzeler vardı yüreğimde...
Sonra sana takılıp kalan, asılı duran bir zaman vardı yaşanan günlerde...
Bir yorgun akşamda rastlamışdım sana...
Karanlık, izbe ve umutsuz bir yüreği saklıyordun içinde...
Ellerin boştu...
Sönmek üzere olan mum gibiydi etrafına saçtığın aydınlık...
Kendi kendine bitiyordun... Kendi kendini kemiriyordun dayanılmaz kabuslarının içinde...
İçinde ki şehrin üzerinden yalayıp geçiyordu bir ağrı...
Görmekle, görmemek arasında mazgallara sıkışıp kalıyordun...
Kaldırım taşlarına kazıyordun dudaklarını, gelip geçen ezsin diye...
Acıtıyordun dikenlerinle...
Acıyordun...
...
Süslü imgelerle sevişen, bitirim bir aşkı yüreğin de terk etmiş, yağmur damlasıydın sen...
Mavi'nin gerisi, akşamın arkasıydı nasırlaşmış ellerine kalan...
...
Sonra bir gün...
Çıkageliyordum düşlerinden... Düşlerinin ötesinde ki Mor puantiyeli eteklerin dibinden...
Kayıp ruhunun mezarını arıyordum ben...
Bulduğumda tekrar dirilecekken sen!..
Önüme ulaşılmaz duvarları dikiyordun.
Susuyordun bilinmez denklemlere sakladığın cevapsızlıklarını.
En bilinmeyen yanlarını gömüyordun ruhunla beraber daha derine...
Çıkma istedikçe, aslında daha da batmak istiyordun.
Yok olmak istiyordun "Kayıp Düşler Atlası" nın bilinmeyen köşelerinde...
Söyleyin bayan,
ne kadar severdiniz
Beni...
Sevmenizde ki ölçütün,
değeri neydi...
Hey, sen!
Güzel sevgili...
Kayıp Düşler Atlasında kör bir nokta şimdi...
VI
... (Üç Nokta)
Ne kir
Ne de toz
Yıllar birikmiş paçalarımda...
Sıralı dağlar ardına koşturduğum senli düşler, düşünceler vardı ceplerimde...
Her sana ulaşma isteği içimde belirdiğinde, ellerime alır serperdim yüzünü, yeryüzünün dört bir yanına...
Her taraf senin düşlerinle dolardı, her düşünce sana varırdı...
Yollar sana çıkar, gözler sana bakar, birikmiş yıllar bir sana söz geçiremezdi...
Yıllanmış şarap gibiydin gönül mahzenimde... Kimse bulamasın diye arar gibi yapardım seni...
Halbuki ne kadar yakınımdaydın, bir nefes üfleyişi kadar...
Üç noktalı cümleler biriktirirdim senin için... Konulan her noktaya bir ömür biçerdim, ömrünün uzun olmasını dilerdim...
Ağırlığın omuzlarımdan başlar, ayak parmak uçlarıma kadar inerdi... Bükülürdü belim, susardı dilim, konuşamazdım sana karşı... Konuşabilseydim eğer, yine "Seni Seviyorum" derdim...
Hiç bir engel yoktu benim çağlayan ırmağımın önünde...
Bir can borcum vardı, o da Tanrıya aitti...
...
Bir masalın hiç kaybetmeyen kahramanı gibi hissederdim senleyken...
Oysa bir kukla tiyatrosunda, ipleri başkasının ellerinde olan oyuncakmışım...
-Sola fazla çekme ipi, orada yüreğim var!..
VII
Gidişimin yıl dönümü bugün...
En içten dileklerimle merhaba gece...
Sorgu saatleri yaklaşıyor gidişim için... Her gidişin bir dönüş olduğu yolları katledeli çok olmuştu gözlerinde...
Kirpiklerin çoktan nirvanaya varmış, dudaklarının kıvrımları nil nehrine karışmıştı...
-Gidişin bu kadar acımıydı dedi çocuksu yüreğiyle.
-Evet, acıların en büyüğü senin için.
-Peki, neden?
-Beni anlamadın sen...
Anlamamıştın... Oysa ki ben seni çok iyi anlamıştım telaffuzu imkansız sözcüğüm... Dilim susardı ama yüreğim konuşurdu sana... Karmakarışık deniz gözlerinde her defasında alabora olurdu içimdeki düşünceler...
Sonra gidişime katık ederdim senli düşleri...
Kabuslar kovalardı ya peşimi her gidişimde... Senli anılarım gelirdi gözyaşıyla beraber aklımın duvar diplerine...
Yüreğin derindi bilirim, bilirdim, bilirdin...
Anlardım seni, senin beni anlamadığın kadar...
...
-Ben mi anlamadım seni?
-Evet, sen.
-Neden böyle düşünüyorsun
-Düşündüğüm için gidiyorum, nedenini sorma...
Yakındır yüreğimden kalkacak olan gemi... Geri dönüşsüz bir çığlık senfonisi eşliğinde dans edecek kabuslar...
Sevinecekler seni terk ettiğime...
Oysa ben bir kez daha gidecektim... Bir kez daha ölecektim ihanetinin şehrinde...
Sonra gömeceklerdi asık çehreli ruhların katılımıyla sağlanan bir merasimde... Yüzü tutmamış kaymaklı kaypak eller alkış tutacaktı yasına...
Sen, ağlayacaktın hayatında ilk defa... Hiç olmadığı kadar derin... Hiç olunmayan kadar esrik ve duru...
Sen olacaktın işte o zaman...
Sen...
Se..
S.
Gidişimin yıl dönümü bugün...
"Seni En Vurdumduymaz Gidişlere İliştiriyorum..."
Basit -
Hayat nasıl olmalı...
bence bunun üzerinde dur
Nasıl olmalıydı?..
Geçmiş bir zaman artık..
Hayatını geçmişe terketme..
Nasıl olmalıya bak... Şimdiye geleceğe – Yaşanana, yaşanıcak olana...
Acılar, acıtanlar elbet olacak...
Şimdiki zaman da yaşanacak çok şey var..
Tebessümlerin daha çok olacak...
Güleceğin şeyler...
Seveceğin / Seveceklerin..
Sevgi nasıl olmalı, buna bak...
Her parçanı ayrı ayrı bırakma...
Kendini parçalara bölme..
Her zerreni ayrı ayrı şehirlere terketme... Terkedilmişliğini hiçsiz şehirlerde bırakma sakın...
Ayrı ayrı günlere doğmasın güneşin...
Şafağın tek olsun bir olsun...
Kendin için... Benim için...
...
Her noktadaki parçaların...
Şehirlerdeki
İnsanlardaki
Geri almalısın kendini,
Kendine ait olanları...
- anlat...
- anlatamam Kayıp Düşler Atlası...
Yazılara,
Kelimelere,
Harflere yükleyemem seni, ağırsın...
Anlamın var, sadece senin bildiğin... Ben ancak gölgen olurum...
Bu kadar dağılmışsın, dağıtılmışsa yüreğinde biriktirdiklerin,
Kendisini çok büyük bir savaşa girmiş sayarım ben.
Fakat bu savaşı bütün iyiliği ve güzelliğine rağmen kaybetmiş bir insan...
Ki benim... Ki sensin...
Her zerresi ayrı ayrı diyarlara savrulmuş...
Ölü ruhların, külleri misali...
XII -
Kaburgasız sürüngen dili kelimeler.
Dilim;
İğne uçlarından damlayan kurşunu bir us şimdilerde.
Adına yazılan kitapların arkasına saklanmayasın sakın. Kendini bu kadar büyük görme.
Sevapların hiç yoktur bilirim.
Elbet düşecektir senin payınada günahların.
Güldüğün zaman bütün hayallerin sureti değişirdi. Sen ayrı, hayaller ayrı diyarda.
Kimliksiz tebessümler yakalardım bazen ışıldayan gözlerinde. Sorgulardm düşüncelerini çıplak gözlerimin önünde.
Soyunup gelen bir ruh hali vardı kırıtarak yürüyüşünde.
İnceden dokunurdu sana yağmur, hiç üstünden tam olarak geçmemişti.
Ellerini bulutlara götürürdün, bütün gökyüzü üzerine örtünsün diye. Yine de başaramazdın bütün içsiz içtenliğinle.
Hadi bak bana, gözlerimin içinde kaybol.
Uçsuz bucaksız kuyulara saklı yüreğim.
Hadi bul
Hadi bul
Hadi bul.
BulabilirSen.
XIII -
Kentimin güneş tutan yollarından selam olsun sana.
Unutulmuş şarkıların dilindeyim bugün, transistörlü radyomu indirdim tavan arasından.
Rastgele kanalları dolaşırken, seni sayıklıyordu kelimeler.
Döndü yüreğim us'una.
Başlangıcı belirsiz olan dünyanın, sonunu getirecek düşleri içinde yaşan bizler.
Ne zaman gelir, ne zaman gider, ne zaman ölürüz korkuysuyla yaşayan sizler.
Kim olduğunuzu sanıyorsunuz?
Ya da kime hizmet etmeyi istiyorsunuz?
Lütfen söylermisiniz bana sevgili kelimelerimin arasında dolaşanlar.
Gece sizler rahat uykularınızda düşler ülkesinin sevişgen odalarında bir oraya bir buraya zıplarken.
Ben!
Karanlık Şehrime kendimi salıyordum.
Issız ve ayazın dişleriyle buz tutmuş yollarda, tek tük dolaşan sizleri seyir eyliyordum.
...
Ölüm yaşam kadar yakındır bize bilesiniz.
Bilmek istemezseniz, kendinizi gelecek olana teslim ediniz.
Yalnız biliniz. Geri dönüşü yoktur bu postalama işinin.
Lütfen ücretinide ödeyiniz.
Sonra başkalarına kalmasın hesabınız, kitabınız, günahlarınız.
...
Ben kimmiyim.
Ben hiç kimsenin olmadığı kadar hacimsizim.
Sayfalar arasına sıkışıp kalmış yanlış bir harfim.
Belki de siz'im.
Siz bana ne derseniz deyin.
Gökay Birkan SUCAKLI
Kayboldum pusulasız gemilerin yol aldığı okyanuslar da...
Bir gülüşe teslim ettim sonrası gözlerimi...
Kapattım içimde çığıldaşan sesleri, hepsini toplayıp gönlümdeki en derin dehlizlere kapattım...
Kendime bir yer beğendim olmayan denizlerin, olmayan dalgalarının arasından... Vücudumu terk etti benliğim, kaçtı çok uzaklara...
Uzaklaştım kendimce, kendimden...
Uzak ellere teslim ettim senli düşleri, bir daha hiç almamacasına, aldatmamacasına...
El açtım semaya, düşlerimi diledim Tanrıdan...
Sonrası; Karanlık yastık altı düşleri... Boğuyor bugünlerde yastığım beni, çarşafım saramıyor bütün bedenimi...
Kefenlemek isterim bazen kendimi, cebimde bütün biriktirdiklerimle...
Farklı zamanların aynı yanılsamaları içindeyim, iyiden iyiye düşüyorum cehennem çukurlarına...
İnce bir köprü var önümde... Kılıçtan keskin, senden daha ince...
Merdivenler var, gözümün önünde...
İndikçe bitmiyor merdivenler, aksine yükseliyor göğe...
Gök ateşe yanmış, yerse maviliğe...
Denizler çekilmiş saçlarımın dibinden, vurmaz olmuş dalgalar kirpiklerime...
En uzak diyarları yakın eden umudum yok artık, oda kaçmış baharla birlikte...
Kara kış kapıda, yağmurlar yağmaya başladı bile tenime...
...
İçim sıcak, dışım soğuk...
Sağım,
Solum,
Önüm,
Arkam sobe...
"Gözlerini Gözlerimin İçinde...
II
Saklı şiirlerim, tozsuz raf diplerinde şimdi...
Uzak zamanlar da, yakın yanılmasamalar yakaladım gözlerinde,
Yalpaladım, yalpaladıkça çektim dibine...
Çöktüm en derinine... Ne bir ses, ne bir ışık...
Her yer karanlıktı gözlerinin çeperi gibi...
Duvarlara vurdum, düşüncelerimi... Haykırdım içimsizliğimi...
Bakmadın, duymadın, anlayamadın beni...
"Bir volkanın habercisiydim ben... Ben haberci, yüreğim volkan...
Akıp gideceğimi bilemedin avuçlarından..."
Yakıcı, keskin ve acıtarak...
III
Gidişler, sürgün...
Kalışlar, kaybolmak...
Dudaklarım titriyor Aralık ayının ayaz gecesinde... Pencere kenarını mesken tutmuş bir yürek şehri izlemekte...
Uzakta belli belirsiz ışık huzmeleri yanıp yanıp sönüyor... Aslında ışıklar çok ama ben en sönükleri seçiyorum sanırım...
Daha bir dikkat kesiliyorum böyle zamanlar da... Hani yıldızlara bakarsın ya, kimisi daha parlaktır, kimisi daha sönük...
Sanırım öyle bir şey...
Ruhum bedenimden sıyrılalı çok oldu zaten... Kayıp şehrin sokaklarında dolaşıyor şimdilerde...
Kaldırım taşları kırık, sokak lambaları eğrilmiş, bellerini bükmüş, parklar bomboş...
Şehir de gayri nizami bir şeyler var hissedebiliyorum...
Karanlıklar da kayboluyor yürekler, sonra bir daha dönmemecesine yoruluyorlar, yığılıp kalıyorlar bir duvar dibine, ağaç kovuğuna ya da sığınıyorlar bir dikili taşın altına.
Bilirsin söylerim; "En huzurlu olduğum yer yüreğindir..."
Hala öyle...
Ölümlü uykum da bile rahatım artık... Çünkü içim yüreğinde...
Şimdilik elveda diyorum tozlu rafları süsleyecek olan günlük...
"Kayıp şehirden sana tek bir nota gönderiyorum, o da çığlık!.."
IV
Sonsuz rüyaların ötesine varmak gibi bir şey uyku...
Ölümün yarım yamalak kalmış hali eski zamanlardan bugüne...
Uyumak istiyorum bugünler de... Hiç uyanmamak adına intiharlar düşünüyorum aklımın saklı köşelerinde...
Bir türlü çıkarıp elime, dilime dökemiyorum. Kara katran, çetrefilli kelimeler içimde...
Kaldırımlar arasında dolaşan su birikintilerine eş yalnızlığım...
Bir martının gözünde saklı hüznüm, özlemim, içimde biriktirdiğim senli anılarım...
Bekliyorum...
Zamanı dilimlerine ayırıyorum, her ayrı zamanı senle dolduruyorum, sana eş yapıyorum...
Sonra kendimi sıkıştırıyorum bir araya, tıklım tıkış hayat gibi...
Hani sabah işe yetişmek isteriz de, kahvaltı yapmadan çıkarız... Sonra karnımızı doyuracağımız yer ya bir simitçi olur ya da bir börekçi... İşte bir çok şeyi sıkıştırdığım gibi seni de tıklım tıkış zamana dolduruyorum.
Bunu yaparken düşünmüyorum bile, varsın olsun... Saat sen olsun, saniyeler ben...
Her Altımış'ımda bir sen olayım... Her Yirmidört Altmış'ta sana varayım...
Öleyim kucakların da, öleyim saçlarının arasında
Kavrulayım elası, mavisi, yeşile birbirine geçmiş gözlerinde
Ayna olayım düşlerine, sonra kırılıp param parça olayım ellerine
Döküleyim yağmur misali benliğinin üstüne
Her zerrem içine işlesin, kokum gibi
Her dokunuşum ölüm olsun, bir daha uyanır gibi
Her uyku, senle süslü bir rüya olsun bana ey sevgili...
"Ölüm bir yürekte ki atış kadar yakındır bize... Nasıl Tanrı o kadar yakınsa..."
V
Eksik Bölüm...
Bir acının bıraktığı izdeydi yüzüm... Kırışmış yıllar vardı, yüzümün eteklerinde...
Özlemlere eş tutulan, kırık beyaz tebessümlü gamzeler vardı yüreğimde...
Sonra sana takılıp kalan, asılı duran bir zaman vardı yaşanan günlerde...
Bir yorgun akşamda rastlamışdım sana...
Karanlık, izbe ve umutsuz bir yüreği saklıyordun içinde...
Ellerin boştu...
Sönmek üzere olan mum gibiydi etrafına saçtığın aydınlık...
Kendi kendine bitiyordun... Kendi kendini kemiriyordun dayanılmaz kabuslarının içinde...
İçinde ki şehrin üzerinden yalayıp geçiyordu bir ağrı...
Görmekle, görmemek arasında mazgallara sıkışıp kalıyordun...
Kaldırım taşlarına kazıyordun dudaklarını, gelip geçen ezsin diye...
Acıtıyordun dikenlerinle...
Acıyordun...
...
Süslü imgelerle sevişen, bitirim bir aşkı yüreğin de terk etmiş, yağmur damlasıydın sen...
Mavi'nin gerisi, akşamın arkasıydı nasırlaşmış ellerine kalan...
...
Sonra bir gün...
Çıkageliyordum düşlerinden... Düşlerinin ötesinde ki Mor puantiyeli eteklerin dibinden...
Kayıp ruhunun mezarını arıyordum ben...
Bulduğumda tekrar dirilecekken sen!..
Önüme ulaşılmaz duvarları dikiyordun.
Susuyordun bilinmez denklemlere sakladığın cevapsızlıklarını.
En bilinmeyen yanlarını gömüyordun ruhunla beraber daha derine...
Çıkma istedikçe, aslında daha da batmak istiyordun.
Yok olmak istiyordun "Kayıp Düşler Atlası" nın bilinmeyen köşelerinde...
Söyleyin bayan,
ne kadar severdiniz
Beni...
Sevmenizde ki ölçütün,
değeri neydi...
Hey, sen!
Güzel sevgili...
Kayıp Düşler Atlasında kör bir nokta şimdi...
VI
... (Üç Nokta)
Ne kir
Ne de toz
Yıllar birikmiş paçalarımda...
Sıralı dağlar ardına koşturduğum senli düşler, düşünceler vardı ceplerimde...
Her sana ulaşma isteği içimde belirdiğinde, ellerime alır serperdim yüzünü, yeryüzünün dört bir yanına...
Her taraf senin düşlerinle dolardı, her düşünce sana varırdı...
Yollar sana çıkar, gözler sana bakar, birikmiş yıllar bir sana söz geçiremezdi...
Yıllanmış şarap gibiydin gönül mahzenimde... Kimse bulamasın diye arar gibi yapardım seni...
Halbuki ne kadar yakınımdaydın, bir nefes üfleyişi kadar...
Üç noktalı cümleler biriktirirdim senin için... Konulan her noktaya bir ömür biçerdim, ömrünün uzun olmasını dilerdim...
Ağırlığın omuzlarımdan başlar, ayak parmak uçlarıma kadar inerdi... Bükülürdü belim, susardı dilim, konuşamazdım sana karşı... Konuşabilseydim eğer, yine "Seni Seviyorum" derdim...
Hiç bir engel yoktu benim çağlayan ırmağımın önünde...
Bir can borcum vardı, o da Tanrıya aitti...
...
Bir masalın hiç kaybetmeyen kahramanı gibi hissederdim senleyken...
Oysa bir kukla tiyatrosunda, ipleri başkasının ellerinde olan oyuncakmışım...
-Sola fazla çekme ipi, orada yüreğim var!..
VII
Gidişimin yıl dönümü bugün...
En içten dileklerimle merhaba gece...
Sorgu saatleri yaklaşıyor gidişim için... Her gidişin bir dönüş olduğu yolları katledeli çok olmuştu gözlerinde...
Kirpiklerin çoktan nirvanaya varmış, dudaklarının kıvrımları nil nehrine karışmıştı...
-Gidişin bu kadar acımıydı dedi çocuksu yüreğiyle.
-Evet, acıların en büyüğü senin için.
-Peki, neden?
-Beni anlamadın sen...
Anlamamıştın... Oysa ki ben seni çok iyi anlamıştım telaffuzu imkansız sözcüğüm... Dilim susardı ama yüreğim konuşurdu sana... Karmakarışık deniz gözlerinde her defasında alabora olurdu içimdeki düşünceler...
Sonra gidişime katık ederdim senli düşleri...
Kabuslar kovalardı ya peşimi her gidişimde... Senli anılarım gelirdi gözyaşıyla beraber aklımın duvar diplerine...
Yüreğin derindi bilirim, bilirdim, bilirdin...
Anlardım seni, senin beni anlamadığın kadar...
...
-Ben mi anlamadım seni?
-Evet, sen.
-Neden böyle düşünüyorsun
-Düşündüğüm için gidiyorum, nedenini sorma...
Yakındır yüreğimden kalkacak olan gemi... Geri dönüşsüz bir çığlık senfonisi eşliğinde dans edecek kabuslar...
Sevinecekler seni terk ettiğime...
Oysa ben bir kez daha gidecektim... Bir kez daha ölecektim ihanetinin şehrinde...
Sonra gömeceklerdi asık çehreli ruhların katılımıyla sağlanan bir merasimde... Yüzü tutmamış kaymaklı kaypak eller alkış tutacaktı yasına...
Sen, ağlayacaktın hayatında ilk defa... Hiç olmadığı kadar derin... Hiç olunmayan kadar esrik ve duru...
Sen olacaktın işte o zaman...
Sen...
Se..
S.
Gidişimin yıl dönümü bugün...
"Seni En Vurdumduymaz Gidişlere İliştiriyorum..."
Basit -
Hayat nasıl olmalı...
bence bunun üzerinde dur
Nasıl olmalıydı?..
Geçmiş bir zaman artık..
Hayatını geçmişe terketme..
Nasıl olmalıya bak... Şimdiye geleceğe – Yaşanana, yaşanıcak olana...
Acılar, acıtanlar elbet olacak...
Şimdiki zaman da yaşanacak çok şey var..
Tebessümlerin daha çok olacak...
Güleceğin şeyler...
Seveceğin / Seveceklerin..
Sevgi nasıl olmalı, buna bak...
Her parçanı ayrı ayrı bırakma...
Kendini parçalara bölme..
Her zerreni ayrı ayrı şehirlere terketme... Terkedilmişliğini hiçsiz şehirlerde bırakma sakın...
Ayrı ayrı günlere doğmasın güneşin...
Şafağın tek olsun bir olsun...
Kendin için... Benim için...
...
Her noktadaki parçaların...
Şehirlerdeki
İnsanlardaki
Geri almalısın kendini,
Kendine ait olanları...
- anlat...
- anlatamam Kayıp Düşler Atlası...
Yazılara,
Kelimelere,
Harflere yükleyemem seni, ağırsın...
Anlamın var, sadece senin bildiğin... Ben ancak gölgen olurum...
Bu kadar dağılmışsın, dağıtılmışsa yüreğinde biriktirdiklerin,
Kendisini çok büyük bir savaşa girmiş sayarım ben.
Fakat bu savaşı bütün iyiliği ve güzelliğine rağmen kaybetmiş bir insan...
Ki benim... Ki sensin...
Her zerresi ayrı ayrı diyarlara savrulmuş...
Ölü ruhların, külleri misali...
XII -
Kaburgasız sürüngen dili kelimeler.
Dilim;
İğne uçlarından damlayan kurşunu bir us şimdilerde.
Adına yazılan kitapların arkasına saklanmayasın sakın. Kendini bu kadar büyük görme.
Sevapların hiç yoktur bilirim.
Elbet düşecektir senin payınada günahların.
Güldüğün zaman bütün hayallerin sureti değişirdi. Sen ayrı, hayaller ayrı diyarda.
Kimliksiz tebessümler yakalardım bazen ışıldayan gözlerinde. Sorgulardm düşüncelerini çıplak gözlerimin önünde.
Soyunup gelen bir ruh hali vardı kırıtarak yürüyüşünde.
İnceden dokunurdu sana yağmur, hiç üstünden tam olarak geçmemişti.
Ellerini bulutlara götürürdün, bütün gökyüzü üzerine örtünsün diye. Yine de başaramazdın bütün içsiz içtenliğinle.
Hadi bak bana, gözlerimin içinde kaybol.
Uçsuz bucaksız kuyulara saklı yüreğim.
Hadi bul
Hadi bul
Hadi bul.
BulabilirSen.
XIII -
Kentimin güneş tutan yollarından selam olsun sana.
Unutulmuş şarkıların dilindeyim bugün, transistörlü radyomu indirdim tavan arasından.
Rastgele kanalları dolaşırken, seni sayıklıyordu kelimeler.
Döndü yüreğim us'una.
Başlangıcı belirsiz olan dünyanın, sonunu getirecek düşleri içinde yaşan bizler.
Ne zaman gelir, ne zaman gider, ne zaman ölürüz korkuysuyla yaşayan sizler.
Kim olduğunuzu sanıyorsunuz?
Ya da kime hizmet etmeyi istiyorsunuz?
Lütfen söylermisiniz bana sevgili kelimelerimin arasında dolaşanlar.
Gece sizler rahat uykularınızda düşler ülkesinin sevişgen odalarında bir oraya bir buraya zıplarken.
Ben!
Karanlık Şehrime kendimi salıyordum.
Issız ve ayazın dişleriyle buz tutmuş yollarda, tek tük dolaşan sizleri seyir eyliyordum.
...
Ölüm yaşam kadar yakındır bize bilesiniz.
Bilmek istemezseniz, kendinizi gelecek olana teslim ediniz.
Yalnız biliniz. Geri dönüşü yoktur bu postalama işinin.
Lütfen ücretinide ödeyiniz.
Sonra başkalarına kalmasın hesabınız, kitabınız, günahlarınız.
...
Ben kimmiyim.
Ben hiç kimsenin olmadığı kadar hacimsizim.
Sayfalar arasına sıkışıp kalmış yanlış bir harfim.
Belki de siz'im.
Siz bana ne derseniz deyin.
Gökay Birkan SUCAKLI
