nesli
Mon 5 May 2008, 09:51 am GMT +0200
Onlarla karşılaştığınızda garip, kozmik bir ışın sarar sizi.Neden etkilendiğinizi bilemezsiniz. Yüzleri bir bütündür.Her parça diğerini amansız bir biçimde tamamlar.Farklılıklarını kader gibi taşıyan insanlara tepkiniz,önce hayranlık, sonra öfke, daha sonra çığlık çığlığakaçma isteğidir. Şaşırmazlar, sizin gibileri çok görmüşlerdir. Onlarla yaşamanın zor olduğunu iyi bilirler, çünkü, bu dünyaya herhangi bir rolü oynamaya değil, hayatın kendisi olmaya gelmişlerdir. İnsanlar, sık sık o büyük acılarını anlatmak için onları arar. Dinlemesini iyi bilirler. Kendi yaşamları sanki yoktur. Soluk soluğa başkalarının yaşamlarında koşarlar.
Kendilerini doruklarda, yalnızca doruklarda tüketirler. Kişilikleri yoktur. Kişiliğin, kişiliksizlik olduğu bilincindedirler. Bu nedenle onları, sevdiğiniz her şeye
benzetebilirsiniz; anne, sevgili, gökyüzü ya da bir film karesi.
Sanatçı olmasalar da sanatçı gibi yaşarlar.Sorularla. Yanıtını aldıkları bütün soruların, sorusunu sorarlar. Bütün kavramları, kendileri isimlendirirler. Ahlaksızdırlar. Sezdikleri herşeyi yaşarlar. Sürekli,sevinç ve keder içinde. Herkesin „yeter“ dediği yerde, „yeni baştan“ diyerek.
Kırılgan ama umarsız değildirler. Kendilerinden başka hiç kimseyi incitmeyi başaramadıkları için, bu dünyaya başarısız olmaya gelmişlerdir. „Tek savunmaları,savunmasızlık“tır. Kimseyi yargılamayı bilmezler. Hiç bir canlıyı öldüremez, zarar veremezler. Öğretilerinde, „karşı koyma“ sözcüğü yoktur. Bir çocuğun tek bir gözyaşına bile yaşamlarını vermeye hazır oldukları bu dünyaya, asla seyirci kalamadıkları için, çoğunlukla intihar ederler. İntiharı, herhangi bir nedenle erteleyenleriyse, intihar biçiminde bir yaşam sürdürürler.
Kendilerini merkeze koymayı asla beceremezler. Başeğişleri, çaresizlikle karıştırılır çoğu zaman. Ama, kendilerinin ya da başkalarının onurunu korumak söz konusu olduğunda, „Bir karadağ tabancası“ gibi sakladıkları başkaldırılarını utanarak gün ışığına çıkarırlar. Başkaldırırlar, çünkü, salt duygu olarak yaşarlar. Başkaldırırlar, çünkü, görev bilinci yerine sevgiyi koymuşlardır, ödünsüz ruhları başka türlü var olamadığı için.
Ivan’ı anlar, Alyoşa’yi hisseder, Dimitri gibi yaşarlar ve arkalarında bir mor menekşe mutlaka bırakırlar; başkalarının acılarını sarsın diye. Onlar, bu dünyayı
„güzeltmeye“ gelmişlerdir. Umutsuzluktan yola çıktıklarını , daha çocukluklarında hissederler. Bize böylesine saf görünmeleri, içlerinde çocukluklarını yaşatmaları değil, çocuk olmalarıdır. Önünde diz cöktükleri tek şey, mağara duvarına o resimleri çiziktiren insan elidir.
Bir gün, bir şarkıda, bir kokuda ya da aynada onlarla buluşursanız, ne olur kendinizi esirgemeyin. Bir an için bile olsa.
çünkü onlar, “an”lara inanırlar ve “o an” için yaşarlar.
Kendilerini doruklarda, yalnızca doruklarda tüketirler. Kişilikleri yoktur. Kişiliğin, kişiliksizlik olduğu bilincindedirler. Bu nedenle onları, sevdiğiniz her şeye
benzetebilirsiniz; anne, sevgili, gökyüzü ya da bir film karesi.
Sanatçı olmasalar da sanatçı gibi yaşarlar.Sorularla. Yanıtını aldıkları bütün soruların, sorusunu sorarlar. Bütün kavramları, kendileri isimlendirirler. Ahlaksızdırlar. Sezdikleri herşeyi yaşarlar. Sürekli,sevinç ve keder içinde. Herkesin „yeter“ dediği yerde, „yeni baştan“ diyerek.
Kırılgan ama umarsız değildirler. Kendilerinden başka hiç kimseyi incitmeyi başaramadıkları için, bu dünyaya başarısız olmaya gelmişlerdir. „Tek savunmaları,savunmasızlık“tır. Kimseyi yargılamayı bilmezler. Hiç bir canlıyı öldüremez, zarar veremezler. Öğretilerinde, „karşı koyma“ sözcüğü yoktur. Bir çocuğun tek bir gözyaşına bile yaşamlarını vermeye hazır oldukları bu dünyaya, asla seyirci kalamadıkları için, çoğunlukla intihar ederler. İntiharı, herhangi bir nedenle erteleyenleriyse, intihar biçiminde bir yaşam sürdürürler.
Kendilerini merkeze koymayı asla beceremezler. Başeğişleri, çaresizlikle karıştırılır çoğu zaman. Ama, kendilerinin ya da başkalarının onurunu korumak söz konusu olduğunda, „Bir karadağ tabancası“ gibi sakladıkları başkaldırılarını utanarak gün ışığına çıkarırlar. Başkaldırırlar, çünkü, salt duygu olarak yaşarlar. Başkaldırırlar, çünkü, görev bilinci yerine sevgiyi koymuşlardır, ödünsüz ruhları başka türlü var olamadığı için.
Ivan’ı anlar, Alyoşa’yi hisseder, Dimitri gibi yaşarlar ve arkalarında bir mor menekşe mutlaka bırakırlar; başkalarının acılarını sarsın diye. Onlar, bu dünyayı
„güzeltmeye“ gelmişlerdir. Umutsuzluktan yola çıktıklarını , daha çocukluklarında hissederler. Bize böylesine saf görünmeleri, içlerinde çocukluklarını yaşatmaları değil, çocuk olmalarıdır. Önünde diz cöktükleri tek şey, mağara duvarına o resimleri çiziktiren insan elidir.
Bir gün, bir şarkıda, bir kokuda ya da aynada onlarla buluşursanız, ne olur kendinizi esirgemeyin. Bir an için bile olsa.
çünkü onlar, “an”lara inanırlar ve “o an” için yaşarlar.
